30 Kasım 2011 Çarşamba

Ölmüş Saadeti, Karşılaştır Yaşayan Mutsuzlukla.. Günlerin Dökümünü Yap.. Benim Senden, Senin Benden Habersiz Alıp Verdiklerini , Kim Bilebilir İkimizden Başka?..

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan,
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi..
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz.
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca..
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız..
Ne kalacak bizden?
Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim..
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında..
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden?..
Bizden diyorum, ikimizden,
Ne kalacak?..

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz..
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada,
Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi..
Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi..
Kış başlıyor sevgilim,
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor..

Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan.
Oysa yapacak ne çok şey vardı
Ve ne kadar az zaman.. 
Kış başlıyor sevgilim,
İyi bak kendine..
Gözlerindeki usul şefkati,
Teslim etme kimseye, hiçbir şeye..
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim,
Ayrılığımızın kışı başlıyor..
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime..

 Murathan Mungan / Yalnız Bir Opera'dan

Özüm Aşktır, Gözyaşım Aktığından Beri İçime..

 
MUTEDİL DÜŞÜR ÖFKEYİ KALBİNE

Dostum ol, tut beni..
Bu hayat yalnız yaşanmaz,sarsmazsa bir el gövdeyi..
Belaltı özgürlüklere, vesikalık mutluluklara inat, 
Bütün doğruluklarına inat soysuzluğun;
Bırak, apaçık yanlış olsun hayatımız..
Dön bana yüzünü, gör ne çok yaması var hayatımızın ne çok yalan yaşıyoruz..
Ölüyoruz durmadan, yalancıktan ölür gibi..
Öldürmeyen her yara, hayata bileyliyor yüreğimizi..
Yaşamak, bir ırmağın akışı gibidir denize;
Çarpa çarpa, bulana durula, çatlaya köpüre..
Yola çıktıysan bir kez, ummayacaksın dostluktan başka azık..
Yüreğinden başka bir silah kuşanmayacaksın..
Duruşuna şahitlik edecek, yürüdüğün yol,
Gölgesinde konakladığın ağaç,
yüzüne çarptığın su..
Her insan, kendi hayatının kahramaın, öbürünün şahididir.
Sen!!
Dostum ol, tut beni!
Sars beni ki, bileyim yalnız düşmeyecek gölgem toprağa..
Düşersem, sen düşürme yüreğinden..
Unutursam, sen untma..
Kin gütme sakın,zulmetme, bana değil kendine bile..
Yenik düşürme adaleti öfkene..
Sen şahidim ol, sen işaretçim..
Mutedil düşür öfkeyi kalbine..

E.İBRAHİM

27 Kasım 2011 Pazar

Yalnızlık Üzerine.. (Vardı, Evet.. Yok Oldu.. İnsan Gibi)

Yalnızlık üstüne neler neler söylenmiş, yazılmış, çizilmiştir.. Özdemir Asaf gelir aklıma en çok, yalnızlık denildiği zaman.. Yalnızlık üzerine en güzel dizeleri hep onun şiirlerinde yakalamışımdır, tam altı çizilesi mısralardır benim için.. Aslında şairlik olunca serde, yalnızlık kaçınılmazdır. Duyguların hası hep karanlık kuytumuza çekildiğimiz zaman gösterir kendini.. Hani 'Bize en çok yakışan hüzün' var ya, işte yalnızlığın kardeşidir o.. Necip Fazıl olsun, Can Yücel olsun, Cahit Sıtkı  ya da Şükrü Erbaş,Yılmaz Odabaşı veya Murathan Mungan, Nazım Hikmet ve daha nicesi hangisinin sesine değsem, sesime yalnızlıklarından örülmüş bir örtüyle ses verirler..
Aşktan sonraki sığınak, hayatın beyhudeliğinden kaçış, gurbete yaslanmışlık, insanlardan kopuş, hepsinde ulaştığımız nokta yalnızlıktır.. Kimi zaman bir seçimdir yalnızlık kimi zaman mecburiyet.. Seçim de olsa mecburiyet de olsa, kendi yüreğini kendinle ısıtmandır yalnızlık, kendine selam vermendir her sabah aynalarda.. Yalnızlık, iki elini birbirine kavuşturmandır, konuşmandır yüksek sesle, kendinle; iki kişilik yaşamaktır bir bedende, ya da çok kişilik.. Kendine çay ısmarlamandır yalnızlık, okuduğun kitabı kendine anlatmandır tekrar tekrar.. Yolları, kendinle adımlamandır; kendine şiirler okumandır yalnızlık.. Ve daha neler neler.. 
Biz sözü biraz da Hasan Ali Toptaş'a bırakalım, bakalım o neler söylemiş yalnızlık hakkında..

"İnsana en yakışan yalnızlıktır insan..

Yalnızlığın kelimeleri yoktur, O, bütün kelimelerden oluşmuş bir kelimedir..

Yalnızlık, yazar ve okur..

Yalnızlık, kendimizi alıp kaçtığımız dilsiz bir attır; yelesi bakışlarımızda savrulur hep; nal sesleri duruşumuzda.. Bu yüzden uzaklar, atların topuklarında zonklar, biz uzaklarda..Zaten yalnızlık, bir uzaklıktır yakınımızda..

Bir ses bir sesi üşütmesin diye, yarasını patikalarla sarar çobanlar.. 

Ve benim gözlerim gördüklerimden yaratılmıştı o yıllarda,ellerim dokunduklarımdan.. Dilimi sormayın, konuşamadıklarımdandı ve kanlı bir kitap gibi yatıyordu ağzımda..

Yalnızlık, uçurumları giyinmektir biraz da..

Çünkü yüzlerle birlikte anlamlar da azalır; ve anlam, yüzün öteki yüzüdür..

Yalnızlık, biraz da, her şeyi bilmenin ta kendisidir..

Yalnızlık, alıp karşına kendini, öteki kendinle konuşmaktır..Bakışmaktır, öteki kendinlerle, dövüşmektir.. Kimi zaman da öldürmektir, içlerinde sana en çok benzeyeni, benzemiyor diye.. Yalnızlık, öldürmektir..

Yalnızlık, sizin size yokuşunuzdur..

Yalnızlık, susturmaktır, kendi sesinle kendini.. Yalnızlık en çok da susturmaktır..

Ve yalnızlık en çok da büyümektir..

Yalnızlık, bir boşluktur içimizde..

Ben yalnızlığı sensizlik sanmıştım her keresinde..

Her şey senin eteklerine süpürüyordu beni içimden.. İçin ki, içimin aynasıydı..Ve yalnızlık biraz da aklın, törelerin ve yasalarla alışkanlıkların bizi kuşattığı yerdi..

Ansızın ölümü istemektir yalnızlık, kendimizin kendimize sağırlığıdır..

Ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde..

Ölülerin dönüp dolaşıp bizde yaşamasıdır yalnızlık..

Ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde, yalnızlık, bende bensizlikti oysa ya da bende birçok ben.. 

Yalnızlık biraz da vazgeçmektir..

Ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.. Sensiz kalmamak için sendim o vakitler..Seni uyuyordum sürekli, seni içiyordum çay diye.. Cennet diye seni düşlüyordum ki, sen bir yeşildin gözümde cennetten damıtılmış.. Oysa sen, anılarımız çoğaldıkça yalnızlığımız büyüyor derdin..

Yalnızlık, karanlığı çocukluğumuzdan kalma bir çocuktur..

İnsanlardan oluşmuş acı bir dumandır yalnızlık, yamandır..

Yalnızlık, kimi zaman asar kendini yaşamın alnına ödünç bir bedenle..

Ölümün yalnızlığı yoktur ,ama ölüm bir başına yalnızlıktır..

Ve her aşk büyüler kendini kendi başkaldırısıyla.. Aşklar ki, ah aşklar! Yalnızlığımız kadardır..

Gece gündüz sizinle gezer yalnızlık..

Gündüz gece sizinle gezer yalnızlık.."





Cibran Halil

Durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda,
kumla köpüğün arasında.
Yükselen deniz ayak izlerimi silecek,
rüzgar köpüğü önüne katacak,
ama denizle kıyı daima kalacak.

20 Kasım 2011 Pazar

Sunay Akın / Bir Gün Diyorum, Bir Gün Gelecek Ve Uyanınca Aklıma İlk Gelen Sen Olmayacaksın..





























Yüreğim ıslaktır benim / kuytularda aglamaktan / Ve hafif uçuktur rengi / Kurusun diye kaç kez güneşe asılmaktan..

Özlemin tarifi yok, kim ne demişse sebebi çaresizlik. Yanımdayken bile sana doyamazken, nasıl anlatılır ki sensizlik.. 

Güveniyordum oysa ben sevgimize, vapur iskelesi ya da tren istasyonundaki saatin doğruluğu kadar..

Pişman değilim, çünkü ben sevdikçe, sen hep canımı yaktın.. Kalmaya ise sebebin çoktu, ama sen hep gitmeye bahane aradın..

19 Kasım 2011 Cumartesi

İbrahim Tenekeci / Kırkı Çıkmamış Sevdamıza Şiir..

paylaşılan mutluluğu severim
engin denizler kadar güzeldir o

I
bana ait olmayan cesetleri yaktım bütün gece
küllerini savurdum dans ettim
ay kaydı yıldızlar gülüştü pervasızca
ve saçlarımdan bir demet düştü suya
aldım öptüm gözbebeklerinden
cazibesini yitirmiş bir kadındın
sen 

seni ben güzel yaptım.

II
davudi bir sesim vardı
sonra kayboldu
yıldızların üzerine çığ düştü
ve ellerim damıttı ellerini-utandın-
demek ki biliyorsun
ah,tarihsiz duyguların ilk resmini bulutlara çizilen
gözlerine çiy düşmüştü
üşümüştün
aldım ısıttım seni.

III
ben uzaktan severim
seni de öyle sevdim
bir tutam gökkuşağı karıştı sevdamıza
kuş kanadı bir tutam
bıraktık korkularımızı
uçtuk gittik

Farkında mısın?..

Yüzündeki  serinlik kimin gözlerine dokunsa mahcup bir bakışa dönüşürdü. Uykusuna gömülmüş meyyit olurdu kim varsa.
Önce ben düştüm. Sonra şehir, insanlar..
Bakışların kanıma karıştı ve zehirlendim.
İstasyon istasyon arandım durdum. İçim ezildi. Bir sabahı daha geçtim- buhurumeryem- düşlerimde gezdirdiğim ivedi tutku ve son tren.
Ağır teamüllerin nişanı üstümde gezdirildi; sana mühürlendim. Oysa sen, ne kadar kahramansan, ben o kadar olağan şüpheliydim.
Rutubetli yüzler, çarmıha çekilmiş birkaç resim ve fırtınadan arta kalan son martı çığlığı.
Efkar tutarsa beni bu şehirde, tutarsa yılgın bir titreme; - Anla o zaman ne kadar hatıra varsa karantina.
-Zabit kayıtlarında eşkâlimize şerhler düşüyor sinsi bir kalem.  Gözlerini lavaboda unutmuş metalik bir gülümseme beni sana ihbar ediyor. Ve yarım kalmış bir aşk sahibini arıyor.  Farkında mısın?.. 
Ömer İdris Akdin

Cezmi Ersöz / Dünya Şimdi Küçük Bir Afganlı Kızdır..

Nereye gitmek istiyorsan oraya git, ama kendini unutamazsın... Adını, çocukluğunu, kalbindeki yaraları unutamazsın... Nereye gidersen git, gözünü kapatamazsın bu dünyaya...
Dünya şimdi annesini yitirmiş küçük bir Afganlı kızdır...
Uyudun... Uyandın... bak, yine bombalar yağıyor yoksul bir ülkeye daha... Nereye gidersen git, kendini nasıl tanıtırsan tanıt, seni yine tanıyacaklar... Kazandığın başarı, geride bıraktığın ne olursa olsun, kalbinden gözlerine yansıyan o ışığı saklayamazsın ki... Duymuyor musun sevgili? yoksulları yok ediyorlar... Nereye gidersek gidelim artık fazlayız bu dünyaya... Bizi istemiyorlar bu kesin!

18 Kasım 2011 Cuma

Ben.. Yağmur.. Ağladım.. / Yılmaz Erdoğan




Yağmur şehre bir yağdı
Ben ağladım..

Ben giderken en çok seni götürdüm;
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları..
Yardan düşmüştüm, yaralarım yardan armağandı..
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi,
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı..

Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı..
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı..
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı..

Ben..
Yağmur..
Ağladım.

Ahmet Ümit / Ninatta'nın Bileziği

Ahmet Ümit adını duyduğumda, aklıma polisiye edebiyat gelir ilkin. Polisiye edebiyat geleneği, bizde Mehmet Rauf'la başlamış ancak pek rağbet görmemiştir.. Hatta sırf bu sebeple, Mehmet Rauf, geçim kaygısıyla yazdığı polisiye eserlerini, edebi değer taşımasına rağmen, 'Cingöz Recai' takma adını kullanarak yazmıştır. 
İşte bu türü edebiyatımızda tekrar başlatan sanatçı, Ahmet Ümit olmuştur.Güçlü gözlemleri, kıvrak zekası, eserlerindeki merak öğesi ve hümanist yaklaşımları eserlerini çok okunanlar arasına taşımıştır.
Bütün eserleri geniş bir okuyucu kitlesine sahip olmasına rağmen, özellikle son romanı 'İstanbul Hatırası'  çok yankı yapmıştır. İstanbul'un tarih ve kültür dokusunu işlemesi bakımından roman takdire şayandır. Ancak yazarın bu eseri, medyatik bir duruma getirmesi, tarafımdan pek de hoş karşılanmamıştır.. Edebiyat, edebiyattır çünkü.. 
Sözü daha fazla uzatmadan gelelim 'Ninatta'nın Bileziği'ne.. Yazarın romanları içinde ilgimi en çok çeken ve etkisinde çok kaldığım bir roman olduğunu söyleyebilirim.. Bir solukta okundu ama elden düşmedi.. Nazım tekniğinden yararlanılarak yazılmış bir eser olması, farklılığının bir sebebi sanırım. Ancak bunun yanısıra tarihi içeriği ve mitolojik unsurlar da romanı oldukça cazip hale getirmiştir.
Eserde, imkansız bir aşkın doğurduğu ihanet ve ihanetin getirdiği savruluşlar.. 
Benden söylemesi, sizden okuması..Biraz da kitaptan alıntı..

Ninatta'nın Bileziği

Hoş geldin, ey, uzak yolların yolcusu,
ey, güzel haberlerin müjdecisi,

ey omuzlarında yılların bilge yorgunluğunu,
gözlerinde bilnmezin heyecanını taşıyan kişi,
yaşlı ülkeme,
Hattilerin bin Tanrılı toprağına,
güzel Hattuşa'ya hoş geldin...
Hastalanmış mutluluğa,
uzun ömürlü kedere, sona erdireceğin yasıma hoş geldin.
Öksüz sokaklara, kimsesiz meydanlara,
boynu bükük evime hoş geldin.

Seni bekliyordum.
Uzun geceler, uzun günler boyunca,
neşeli baharlar,
doygun yazlar,

yorgun sabahlar,
kavruk kışlar boyunca,
uzun, çok uzun yıllar boyunca.
Hoş geldin.

Kaç savaş geçti bu topraklardan, kaç talan,
kaç kral çıktı tahta, kaç kral hükmedemez oldu,
kaç insan öldü, kaç insan doğdu,
kaç ihanet, kaç aşk,
kaç bayram, kaç ayin,
kaç hasat, kaç düğün yaşandı.
Seni bekliyordum.Tanrılar bizi, Kadeş'te yeryüzünün en korkunç lanetiyle,
savaşla cezalandırmadan,
seni bekliyordum.
Kadeş'te yer yüzünün en büyük savaşı henüz başlamadan.
Seni bekliyordum,
biricik aşkım Nuvanza, Kadeş'e gitmeden.
Seni bekliyordum,
yiğit Nuvanza Kadeş toprağında kaybolmadan.
Seni bekliyordum,
yas, ihtiyar kadınların yüzlerini göz yaşlarıyla yıkamadan;
ölüm, genç gelinlerin saçlarını zamansız ağartmadan,
savaş, çocukların oyunlarına koyu bir bulut gibi çökmeden.
Seni bekliyordum,
Kral Muvatalli daha savaş emrini vermeden.
Hattuşa boşaltılmadan,
Mısır Kral Ramses, kadeş üzerine yürümeden,
askerlerin genç bedenleri savaş meydanında çürümeden.
Seni bekliyordum,
kim olduğunu bilmeden,
ama sana verilen görevi yapacağını adım gibi bilerek.
Seni bekliyordum,
kim olduğunu merak bile etmeden,
ama senden emin olarak.
Seni bekliyordum,
binlerce yıllık özlemini dindirmen için.
Seni bekliyordum,
yarım kalmış şarkımı tamamlaman için.
Seni bekliyordum,
biricik aşkım, yiğit Nuvanza ile ruhlarımızı buluşturman için,
Seni bekliyordum,
bana yardım etmen için.
Seni bekliyordum,
tanrılara duyduğum inancı yitirmemem için.
Seni bekliyordum,
kendimi, Kral Tabarna soyundan gelen atalarımı,
bir zamanlar Ay Tanrıçası'yla eş tutulan güzelliğimi,
kendi adımı, Ninatta'yı unutmamak için.

Hoş geldin...
Biliyorum ki, duydukların aklını karıştıracak,
biliyorum ki, gözlerin gördüklerine inanmayacak.
Sakın şaşırma,
sakın yolundan dönme.
Beni, karanlıkta gördüğün  boş bir süret sanma sakın.
Ben, Panku meclisinin üyesi soylu Maruvaş'ın kızı,
yiğit komutan Nuvanza'nın bahtsız kadını Ninatta'yım.
Seni bekliyordum.
çünkü soylu Nuvanza Kadeş'e doğru yola çıkmadan önce,
savaşın ortasında kayıplara karışmadan önce,
senin geleceğini söyledi.
Seni bekliyordum,
çünkü bunu bana nuvanza söyledi.
çünkü Nuvanza bunu Göğün Güneş Tanrısı'ndan duydu.
Seni bekliyordum,
çünkü, bunu uykumda bana,
Hakimem Arinna'ın Güneş Tanrıçası da söyledi.
Göğün Güneş Tanrısı'nın ağzıyla konuşan yiğit Nuvanza
ve Hakimem Arinna'ın Güneş Tanrıçası bana dedi ki:
Seni mutluluğa kavuşturacak kişi,
yılların ötesinden gelecek.
O, zamanın büyüsüyle yabancı bir ülkeye dönüşmüş olan
bu toprakların insanı olacak.
O, büyük savaşların içinedn gelmiş biri olacak.
O, derin acıların,
çiğ gibi büyüyen kederlerin,
sel gibi büyüyen gözyaşlarının içinden gelen biri olacak.
O gelecek ve yazdıklarını okuyacak.
O gelecek ve seni anlayacak.
O gelecek ve senin üzerindeki laneti kaldıracak.
O gelecek ve seni, soylu Nuvanza'ya kavuşturacak.
Ona, Göğün Güneş Tanrısı'nın izniyle,
yiğiy Nuvanza'nın yaptırdığı on iki bilezik halkasını anlat.
Ona de ki;
O bilezikler ki, sadece ilki bendedir.
Diğerlerinin her biri ayrı bir şehirde,
ayrı bir yerde gömülüdür.
Ona de ki;
Sen, o şehirlere git.
Sen, o bilezikleri topla.
Ona de ki;
Her bilezikte bir sonraki bileziğin nerede olduğu yazılıdır.
Ona de ki;
sen o bilezikleri toplarsan,
benim biricik sevgilim, güçlü erkeğim,
Yiğit Nuvanza bana geri dönecek.
Ona de ki:
Bunlar benim değil, Tanrıların dileğidir.
Tanrıların dileğini yerine getirmek;
kurumuş tarlaya su vermek kadar güzel,
aç bir insanı doyurmak kadar iyi,
sevgiliyle diz dize oturmak kadar mutluluk vericidir.
Ona de ki;
Tanrıların dileklerini yerini getirmemek;
tarlayı kurutmak,
yoksulu aç bırakmak,
sevgiliye sırtını dönmek kadar kötüdür.
Eğer sen sevgiliye sırtını dönersen,
Tanrılar da sana sırtını döner,
ve seni lanetler içinde bırakırlar.
Ona de ki;
Sen, beni yiğit Nuvanza'ya kavuştur,
ben de sana mutlu bir ömür dileyim.
Çünkü aşıkların dileği kabul olur.

16 Kasım 2011 Çarşamba

Söyleyemem, Söylemek İstediklerimi Bir Kalemde..

Öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı. Fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım. Kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya. Manzaraysa ayrılığa sıfır! İşte her şey hazır.. Acılarımla iki lafın belini kırdık. Yokluğunda bir kuş sütü eksik..Yalnızlığım ve ben; seni çok bekledik..
 
Cemal Süreya

13 Kasım 2011 Pazar

Paulo Coelho / Elif / Bir Eleştiri Denemesi..

Bir eleştirmen değilim, ama iyi bir okuyucu sayılırım.. 
Bu nedenledir ki, bu kitapla ilgili konuşmak istedim.. Paulo Coelho'yu 'Simyacı' ile tanımış ve çok memnun olmuştum. Ardından 'Beşinci Dağ', 'Veronika Ölmek İstiyor' gibi kitapları beğenimi arttırdı. Bir süre ara vermiştim ki, 'Elif' isimli bir kitap ile tekrar gündem konusu oldu yazar. Meraktan diyelim, okuma ihtiyacı hissettim. Aynı meraka sahip olanlara küçük bir tavsiye mahiyetinde, bu kitap bence bir Paulo fiyaskosu. Reankarnasyona inanıyorsanız, okumanız açısından diyecek bir sözüm yok tabi ki, ama yine de zaman kaybı derim, benden söylemesi..
245 sayfalık bir kitaptan alınabilecek en güzel bölümü şimdi paylaşacağım sizinle.. Sırf bu sayfa, iyi ki okumuşum dedirtmedi ama, çok güzel mesajlar içeriyor.. Altı çizilesi ve tekrar tekrar okunası bir bölüm.. Yine de kitabın tamamını okumak isterseniz keyifli okumalar dilerim ;)
" Döktüğüm yaşları bağışlıyorum.
 Acıları ve aldatmaları bağışlıyorum.
İhanetleri ve yalanları bağışlıyorum.
İftiraları ve ahlaksızlıkları bağışlıyorum.
Nefreti ve zulmü bağışlıyorum.
Yüreğimi yakan darbeleri bağışlıyorum.
Yıkılan hayalleri bağışlıyorum.
Ölen umutları bağışlıyorum.
Sevgisizliği ve kıskançlığı bağışlıyorum.
Umursamazlığı ve kötü niyeti bağışlıyorum.
Haklılık uğruna haksızlık edenleri bağışlıyorum.
Öfkeyi ve şiddeti bağışlıyorum.
İhmalkarlığı ve unutkanlığı bağışlıyorum.
Bütün kötülükleriyle dünyayı bağışlıyorum.
Kendimi de bağışlıyorum. Geçmişteki facialar artık yüreğime ağırlık yapmasın. Istırabın ve kinin yerine anlayışı ve ahengi koyuyorum. Acının yerine unutmayı, intikamın yerine zaferi koyuyorum.
Elimde hiçbir şey olmasa da vermesini bileceğim.
Bin türlü engele rağmen neşeyle çalışacağım.
Yapayalnız kalsam da terk edilsem de elimi uzatacağım.
Hıçkırarak ağlarken bile gözyaşlarımı sileceğim.
Bana güvenilmese de ben güveneceğim."  Paulo Coelho / Elif /
sf.147-148


12 Kasım 2011 Cumartesi

'Sadece Görmek İçin Mi Beklenir Güzel Günler Beklemek De Güzel..'


Öyle bir sevmedin ki, sanki seveceğim bekle, der gibi..Biliyorum, sen hiç sevmeyeceksin ve ben hep böyle bekliyor olacağım sanırım.. Bu çok da kötü değil aslında, sevmek büyütüyor insanın yüreğini; sevmek, filizleniyor ağır ağır bütün söylenmemişlerle birlikte..  İnsanı yoran, bekleyişler olsa gerek..  Ama bekleyişler de sabırdan bir yumak örüyor ilmek ilmek.. Hem diyordu ya şair, sadece görmek için mi beklenir güzel günler, beklemek de güzel..
Böyle işte..

Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar Geçmedi üşümem Ben bir aşkın kar yağışından geliyorum.. / Şükrü Erbaş


KAR YAĞIŞI
Yalnızlığın sesinden bir resim yaptım
Karanlık kalabalıklardan süzdüm ışığını.
Akşamüstleriyle boyadım vazgeçen ağzını
Parmaklarını uzattım gece suları gibi ıssız
Salkımsöğütlerden bir beden çizdim usul
Hiçbir rüzgârın duruşunu bozamadığı
Bütün yağmurları topladım yapraklarına.
Sonra tüm yolcuların silindiği bir ufuk
Örttüm kâkülleriyle alnının üşümesini.
Puhu kuşlarının avazını yerleştirdim
                                        dudaklarına
Uzanıp uzanıp öptüm sonra acıyla.
Gözlerini kapalı çizdim görmesinler diye
                                                  kimseyi
Madem görmeyecekler bundan sonra beni.
Astım saçlarından odamın boşluğuna...
Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar
Geçmedi üşümem,
Ben bir aşkın kar yağışından geliyorum...

Hadi Yüreğim Ha Gayret, Hele Sıkı Dur Hele Sabret.. Başını Eğme Dik Tut, Bu Bir Rüyaydı Farz Et..


 
Değmeyin feryadıma,
Figanıma değmeyin
Eğer sevda bu demekse
Ben vazgeçtim
Beni sevmeyin

Garipliğim kader değil
Geçiçi gülmeyin
Bu kış da efkarlıyım
Bahara Allah kerim

Hadi yüreğim ha gayret
Hele sıkı dur hele sabret
Başını eğme dik tut
Bu bi rüyaydı farz et ..

8 Kasım 2011 Salı

Özledim.. Söyleyeceklerim Bu Kadar.. Kısa Ve Derin.. / C.Süreya




“kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“seni o kadar yakından görünce,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“hızla geçen otobüslerin ardından benzeşmek…
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“eşiklere oturmuş bir dolu insan
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“uzaklardaydın, oracıkta öbür kıtada,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“kehanet adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“iki çay söylemiştik orda, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
"son çırpınışımdın insanlar arasında,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.."
Cemal Süreyya

7 Kasım 2011 Pazartesi

Gitmekle gidilmiyor ki... Gitmekle gitmiş olmazsın; Gönlün kalır, Aklın kalır, Anıların kalır.. / C.Süreya


Bir günbatımında ortak olmuştun yüreğime.. Kaç kez gün battı senden sonra?.. Doğar mı ki bir daha?..

Gün biter, gülüşün kalır bende,
Anılar gibi sürüklenir bulutlar..
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır,
Yarım kalan bir şiir belki de..



Aykırı anlamlar arayıp durma
Güz biter sular köpürür de,
Kapanmaz gülüşünün açtığı yara
Uçurum olur, cellat olur her gece..

Her gece yeniden bir talan başlar,
Acı ses olur, ses deli bir yağmur..
Eski bir eylüle gireriz böylece,
Gün biter gülüşün kalır bende.. / Ahmet Telli

5 Kasım 2011 Cumartesi

Ey benim sevgilim, karlı bir çam ormanında nefes almanın bahtiyarlığına benzer seni sevmek... / N.Hikmet

Gün iyiden iyiye ışıdı artık,
tortusu dibe çöken bir su gibi duruldu, berraklaştı ortalık..
Sevgilim, sanki seninle yüz yüze geldim birdenbire;
aydınlık, alabildiğine aydınlık.. / N.Hikmet Ran

3 Kasım 2011 Perşembe

'Çünkü Ayrılık da sevdaya dahil..'

Ben neden senin avuçlarına bakarken kendi hayat çizgimi aradım !? Ben neden hava durumu sunucularının bölgelerdeki gözyaşı miktarlarını da belirtmesini bekledim,yağmurlarla birlikte !? Ben neden bütün süpermarket raflarında senin konserveni aradım ?! Ben neden senin telefon numaralarını kutsal kitaplarda bir şifreye denk düşürmeye çabaladım ?! Ben neden soğuk suyla yıkanırken hep sen üşüyorsun sandım !?
[küçük İskender]

Yağmura, nisana ve yaşıma aldanıp, uçurumları kıyı sanarak ve dağlar erişilmeyince acı verir sözünü unutarak, Kaf Dağı'na gitmek istedim.. / İbrahim Tenekeci

1 Kasım 2011 Salı

Sen hangi kıssadan düştün hisseme.. /İbrahim TENEKECİ


Unutmak üzerine ya da unutamamak üzerine sayfalarca yazardım da bu gece hiç tadım yok.. Kalsın başka geceye vesselam..

İncir Reçeli / Yalnız Yürümek Zor


Geceye söz vermiştim, bekletmeyecektim artık onu kuytularda, ortak edecektim yalnızlığıma.. Ama olmadı yine, gece ayrı almede ben ayrı alemde.. Geceyi sevmediğmden değildi oysa,sadece yağmuru daha çok sediğimdendi bütün mesele.. Şimdi ne yağmur ne gece.. İlmek ilmek dokumaktayım yalnızlığı içimde..