29 Aralık 2011 Perşembe

Her Neyse..

Bilir misin Ne Zordur Susmak?

TESELLİ SÖZCÜKLERİ SAHİPSİZDİR..
Uzun zamandır niyetlenmiştim, en sonunda yakaladım fırsatı.. Yokluğuna çay ısmarladım bu akşam.. Çay iki,dedim.. Ben tektim.. Garsonun şaşkın bakışları altında karıştırdım çayların şekerini.. Şeker eridi.. Çay soğudu.. Oysa sevmezsin soğuk çayı.. Gelmedin.. İkisini de ben içtim..
Neler neler geçmedi ki aklımdan?..
Her şey dedim, kendi kendime ilk zamanlardaki gibi olabilse.. Araya bunca acı, bunca ayrılık, bunca gözyaşı ve yorgunluk girmemiş haliyle.. Biliyorum, her şeyin bir bedeli var bu hayatta, güzelliklerin de..Ödenmiş midir bedeli o birkaç güzel günün? Sen bir bedel miydin? Ve ben yaşadığım mutluluklara karşılık seni mi ödedim? Kim bilir?
Her şey böyle muamma işte.. Hem demiyorlar mı: Olduğu kadar, olmadığı, kader, diye..
Bu da öyle işte..
Neyse.. Her neyse..

Ha.









                                                                                                                                     







28 Aralık 2011 Çarşamba

Gün Geceye Döndükçe Çoğalır Acılarım..

BEŞİNCİ MEKTUP

Ayrılık diye bir şey yok.
Bu bizim yalanımız.
Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?

Güneş çoktan doğdu.
Uyanmış olmalısın.
Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
Öyleyse ayrılmadık.
Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
Önce beklemekten.
Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
Kanunlara saygı göstermesini,
İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.

Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o? Ya o?
İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
Saadet bekliyor yaşamaktan.

Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
Aradıklarının çoğunu bulamamış,
Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
Göçüp gidiyor bu dünyadan.

İşte yaşamak maceramız bu.
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
Ve yaşayıp beklerken ölmek!

Özleme bir diyeceğim yok.
O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.

İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,
Yaşantımız özlemlerle güzel.
Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.

Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
Seni özlediğim içindir.
Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
Seni özlediğim içindir.
Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
Yine seni özlediğim içindir.

Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!

27 Aralık 2011 Salı

Ey Mısra-ı Berceste..

Ey mısra-ı berceste..
Yağmurlar çoktan terk etti yüreğimin coğrafyasını.. İçimde soğuk, kurak bir mevsim.. Bilinmezlere gebe bir bekleyiş sancısı.. Kaç zamandır tutuklusuyum yalnızlığın.. Müebbet bir özlemin hapsinde, ikmale kalmış bir çocuğun hüznündeyim.. Sonu gelmez bir tükenişte bitmek üzere ümitlerim.. 
Sözlerimi yitirdim.. Sesimi arıyorum geride bıraktığım her yerde.. Yaşama ilişkin yazdığım ne varsa, silindi satırlardan.. Çok sevmekle çok kaybetmek, azdan artarak sanki hep gözlerimin halkalarına, saçımın aklarına, alnımın duasına yazıldı..Ben hep, çok severken çok yenildim.. 
Sahipsiz mektuplar gibi geldim.. Yüreğinin kapı eşiğindeyim..Açmazsan kapıyı, bir daha hiç yağmaz yağmurlar..  Kurur toprak, düşer yaprak,dal kırılır, çürür gövde, yanar kavrulur dünyam..
Ey mısra-ı berceste.. Bunlar sana son seslenişlerim.. Duymayacağını bile bile son son serzenişlerim.. Kısıldı sesim.. Tükenişlerdeyim..
Sevdiğin mevsimdeyim.. Nereye dilersen, oraya çağır.. Geleceğim..

Ha.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Uzun Bir Ayrılıktan Geliyorum.. Üstüm Başım Toz İçinde..


YENGİ

Zaman çöl kadar ağır, bir ırmak kadar uçsuz bucaksız..
Bu, eskimeye kendimden başlıyorum demekle aynı..
Yorgunum..
Tarihin en adil savaşında yenildim..
Mintanım kurşun tutmuyor..
Dilimi hece hece geri çekişim, bundan..
Bu birinci fasıl sevgilim..
Her cümlede kendi içimden dışarı atılıyorum..
Elalem görsün diye;
Orada apansız bir adam atığı oluyorum..
Bir başkasının sığınağı oluyor her şey..
Başkası dediğim,
Ruhumdan düşen,
Üstümden eksilen neyse, onlar..
Benden ayrılan bir parça..
Bir donmuş gün hikayesi..
Bir gün, diyorum..
Dönmeyecek olan her şey gibi, kopkoyu bir yalnızlık oluyorum..
Bunu da ikiye say..
Biliyorum,
Yenildim artık..
Yüzümden geri çekiliyorum..
Ellerimden..
Umudum,
Sırlarım,
Kazandığım ne varsa,
Bulduğum,
Sakladığım,
Söze açtığım gedikten,
Nereye kadar gittiysem ordan..
Her ilden,
Her cihetten,
Her şeyden geri çekiliyorum..
Sonrası?..
Sonrası yok sevgilim..
Sonrası lakırdı.
Sonrası boşluk..
Sonrası yorum..
Benden bu kadar artık..
Yüzümden geri çekiliyorum..
Yüzünden geri çekiliyorum..

Mustafa Karaosmanoğlu

Bir Kaderden Diğerine Sefer Eyle..



KARINCA YOLU

Terk ettiğim her şehrin ardından,
Kuşları göçtü memleketimin..
Yorgundum ve kanamıştı ellerim..
Üstelik üzerime yapışıp kalmıştı ölüm..
Kuşları göçtü, sen göçtün..
Kal diyemedim..

Şimdi hangi meyin sarhoşluğunda, 
Hangi tüccarın kesesindesin?..
Mecali kalmadı artık izini sormaktan dilimin..
Kör oldum yokluğunda.
Rüzgarı kesildi saçlarımın, kesildi nefesim..
Zamanın emzirdiği şey, buramda
İliklerimde sıkışıp kaldı da,
Söyleyemedim..

Ne varsa içimi acıtacak, tenimi buruşturacak,
Yüreğimi daraltacak ne varsa razıydım,
Ama diyemedim..

Şimdi bir ikindi vakti telaşıyla,
Bir karınca yolu inceliğinde,
Bakınıyorsam her taşın altına,
Ansızın bulmak istediğimden değil..
Kezzap serpilmiş yüreğim..
Sensin ey aklım ve seninle olan iyiliklerim,
Ve kaç zamandır söyleyemediklerim..
İşte söyledim.. 

Metin Kaplan


17 Aralık 2011 Cumartesi

Örtün Üstüme; Örtün Serin Karanlıkları.. / N.F.K.

 

Hiçbir şey öğretemez şiir
Yahut pek bir şey öğretemez..

Öğretmek yakışsaydı şiire,
Hayat denen bu doğaçlama oyunu
Tekrarlara düşmeden sürdürmeyi öğretirdi..

Öğretmek yakışsaydı şiire,
Kolay ölmeyi öğretirdi..

Cahit KOYTAK

13 Aralık 2011 Salı

Ayrılık Vakti.. / Necip fazıl Kısakürek

FOTOĞRAF / MhmdAy / Süphan Dağı Akşamı Uğurlarken..

























Akşamı getiren sesleri dinle,
Dinle de gönlümü alıver gitsin..
Saçlarımdan tutup kor gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin..

Güneşle köye in beni bırak da
Küçüle küçüle kaybol ırakta.
Şu yolu dönerken arkana bak da
Köşede bir lahza kalıver gitsin..

Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgara salıver gitsin..



12 Aralık 2011 Pazartesi

Bazen Hayat Ağırlaşır.. Bir Kelebeğe Kanatlarının Ve Süslerinin Ağır Gelmesi Kadar Hatta.. / Tarık Tufan


FOTOGRAF / Selma (Nihade) SAV / İSTANBUL'DA KIZ KULESİ 

YUT ACIMI İSTANBUL.. 
   











Akıntıya kürek çeker gibi.Olmayacak duaya 'amin' der gibi.. Yerçekimine karşı koyar gibi.. Avuçlarında kelebek saklar gibi.. Paylaşılmayan bir yudum çay gibi.. Boşluğu boşlukla doldurmaya çalışır gibi.. Hiç gelmeyecek bir yolcuyu bekler gibi.. Ağustosta yağan kar gibi.. Ölüme gülümser gibi.. Tek kanatla uçar gibi.. Uçurumdan düşer gibi.. Dalda asılı kalmış en son yaprak gibi.. Sonsuz gökte pervaz vuran kuşlar gibi.. Aynı yolları ayrı zamanlarda adımlar gibi.. Dudakta donup kalmış gülümsemeler gibi.. Beyazın içindeki tek nokta siyah gibi.. Aynı şarkıyı tekrar tekrar dinler gibi.. Erken düşen ak gibi.. Boğaza düğümlenmiş hıçkırık gibi.. Yüreğe düşen 'ah' gibi.. Anılarla yaşar gibi.. Paylaşılan en son sigara gibi.. Aklını Allah'a emanet eder gibi.. Bir elin artık hiç olmayan sıcaklığı gibi.. Artık çok yorgunum, halim, yok der gibi.. Yarayı 'yar' diye sever gibi.. Gözlerinin içine bakıp 'nasılsın?' der gibi..  Sana ait olmayan bir hikayeden usul usul çıkar gibi.. Kestane buğusu, fesleğen kokusu gibi.. En sevilen kitaplarda altı çizilmiş satırlarda buluşur gibi.. Kırılgan bir sonbahar, yara almış bir yağmur gibi.. Güllerini bahara emanet bırakmış güz gibi.. Kırık ezgiler çalan günbatımı gibi.. Yokuşlarda tıkanır gibi.. Dipte, en dipte vurgun yer gibi.. Sessizliğe mahkum sesler gibi.. Kifayetsiz kelimeler gibi.. Cevapsız sorular gibi.. 'Seni sevmiyorum; hayatımda sana yer yok.' der gibi.. Yıllar hızla geçerken, geçmeyen ölü zamanlar gibi.. 'Aklım Kara Kış, Ellerim Seni Üşüyor, Bugün Günlerden Soğuk..' dizesine ortak olur gibi.. Uykusuz geceyarılarımda, en kuytu bakışlarımda, başlayıp da bitiremediğim yazılarımda sakladığım 'sen' gibi.. Ve her şeyden sonra, her şeyden öte çırpınıp çırpınıp da anlatamadıklarım gibi..

11 Aralık 2011 Pazar

O kadar çok sevdi ki, 'Elif', 'Be' yi.. / Be'nin Hikayesinden.. (Cam Irmağı Taş Gemi- Nazan Bekiroğlu)

Fotoğraf / Mhmday / Van Gölü- Nemrud Dağı
  

“Her yan Be’ydi şimdi, her şey Be.

Be’ye bağlanınca Elif, Elifliğini bildi.

Her şeyi Be ile tefsir etti.

Dünya dediğin bir tefsir hikâyesi, yol verdi, geçsindi.”

“O kadar çok sevdi ki Elif, Be’yi. Kıyamete değin hiçbir kadının hiçbir erkeği böyle sevemeyeceğinden emindi.”

O kadar çok sevdi ki Elif, Be’yi.Elif kimi bu kadar sevebilirdi?

Nasıl sevdiyse öyle sevildi zannetti.Ama nerden bilebilirdi ki? Nerden bilsindi?

Sanki her şey susmuştu onları dinliyordu.Kulak kesilmişti kuşlar,ırmak ve bulut.Soluğunu tuttu Elif,Be’nin sesini duydu.

Be ona aşkı anlatıyordu.Dikkat etti Elif.
Be’nin kendi sözcükleri yoktu.Ona aşkı,Elif’in sözcükleriyle anlatıyordu.
Bir şey olmuştu ama kendine ne olduğunu anlayamadı Elif önce.
Bu olanla da uyum içinde geçinilir zannetti.
Can evinden vurulmuştu oysa yara sıcaktı,henüz duymuyordu.
Halinin kelimesini bulamadı,ancak kelimelerle yetindi.
Bir büyük boşlukta çığlık kopmuş gibi.Çığlığı atan görünürde yokmuş da,ses hala çınlıyarak devam ediyormuş gibi.
Bir uçurumdan düşerken kolundan yakalayan el uçurumun kendisine dönüşmüş gibi.
Bir uçurumdan düşmüş öylece hareketsiz kalmış gibi.
Dünya aniden bitmiş,bundan sonrası ölüm gibi.
Ölmedi.Bundan sonrasını da yaşadı.
Bundan sonrası?
Taşıdı.Taşıdıkça ağırlaştı.
Olan olmuştu bir bunu anladı da olanı içine nasıl sığdıracak,nasıl hazmedip sindirecek Elif bunu anlamadı.Bir daha toplanması mümkün olmayan bir kırılışla kırıldı.
Üzerinden tekinsiz bir rüzgar geçmişlere mahsus ürpertiyle kaçtı odalara günlerce.
Kimselere görünmek istemedi,kimseleri görmedi.Yüzlerce düşüncede battı.Kendi içine çevirdi gözlerini.Bütün gidişler eninde sonunda aynı kapıya çıktı.
Aşkın belası ,aşkla hesaplaşmaya kalkması,bir aşkta aşkın yorumunu yapması.Olanın bitenin ne olduğunu anlamak isteği.Elif’in en büyük girdabı oldu.
Keşke bitenin neye bittiğini anlasaydı.Ölü bir balık gibi böyle denize vurup durmasaydı.
Allah’ım dedi.
Kalp bilgimi arttır.Ki olup biteni daha iyi anlayayım.Anlarsam dayanırım.
Ne kalp bilgisi arttı,ne olup biteni anladı.Çözdükçe düğümlendi.Anlamaya çalıştıkça boğuldu.
Aşkıyla yüzleşip de sağ salim çıkamayınca bu kez aşkın kavram olarak kusurlu olduğuna karar verdi.Yaratılşından mücrimdi aşk duygusu.Netice de aşkı aşkı yalanlamaktan başka varlık hükmü kalmıyordu.

Ama aşk yalanlanınca da geriye bir tek karanlık kalıyordu.Oysa karanlığa tahammülü yoktu Elif’in .

Ama bu acıya dayanmak mümkün değildi.
Peki zaman her acının ilacı değil miydi?
Gözden ırak olan gönülden ırak olmuyormuydu?
Aşk bile olsa herşey en sonunda bitmiyor muydu?

Bitmiyordu.

Bir adım sonrası ölüm
Ölünmüyordu.Sürünüp gidiyordu.
Bir daha Be katılsa öfkesine sular gibi durulacaktı biliyordu.
Her şey eskisi gibi olabilirdi belki.Küçük bir kapıyı açık bıraktı.
Olmadı.O da kendiliğinden kapandı.
Değmezmiş diyebilseydi.

Allah’ım değmeyenle oyalama beni. Öyle bir oyalandı ki değip değmediğini bile bilmediğinde, dönerim zannetti de bir adım geriye dönemedi.

Ne kadar abesti aşkın yüzü.

Dahası ne çok yüzü vardı.Aşkın bir yüzü,aşkın iki yüzü,Aşkın yüzsüzlüğü.
Vefa,ihanet,ahd.Hepsi birbirine karışıyordu.
Uğrunda ahidler bozulan,ahde vefasızlık ediyordu.

Allah’ım dedi

Ne olur yanılma olmasaydı.

Ne büyüktü vaad ve toprak ne kadar küçükmüş.

Gördü.Görmek an meselesi değil ama.Zaman meselesi şimdi.
Gördüğünün aslında kendi görme kabiliyetinden daha fazlası olmadığını,okyanusun kıyısında,gelgitler arasında neden sonra fark etti.Yani bu Be ne kadar olsa da Elif’in gördüğü kadardı.

Bir Elif’i çekemeyen Be…

Öyle ağırdı ki üzerine yıkılan mana,artık hallerini bilindik kelimelerle ifade edemedi Elif.Bir acı ki artık hallerini bilindik kelimelerle ifade edemedi Elif.Bir acı ki kelamda bu halin karşılığı yok acıdan başka.
Bundan sonra derin denizlerin yalnızlığı olsundu.
Hesapları bu dünyaya sığmadı,çözümünü bir başka dünyaya bıraktı.

Üzüntüsünün artık Be’ye dair bile olmadığını fark etti.

Kederi yön değiştirdi.

Gel zamanı çıktı,neredeyse denizin ortasında kalmış kumsal evinden.Ayak bilekleri ıslandı.

Karanlık kentin kapısına dayandı,geçtiği uzun ve meşakkatli bir yoldu.Gecenin otobüsleri güçlü yolcularıyla uzaklaşırken tehlikeli mesafelere,onun kara,kapkara giysileri bıraktığı yerde duruyordu.Önce portakal çiçeklerinden yapılma tacını çıkardı başından,son bir kaç deniz kabuğunun üzerine çözdü saçlarının örgülerini.Sonra beyaz giysilerini sıyırdı ,döküverdi ayaklarının dibine.Sol ayak bileğinden yasemen bileziğini çözdü…

Cübbesini usulca geçirdi sırtına,sonra başlığını çekti taa gözlerinin üzerine indirdi.Demir kapıdan geçip içeri girdi.Kimse yadırgamadı varlığını.Sanki herkes onun bir gün döneceğini biliyordu.Sanki hiç gitmemişti.Kente doğru ilk adımını atarken ,hiç olmazsa karanlık samimi,diye mırıldandı,hiç olmazsa tek rengi vardı onun..

Nazan Bekiroğlu

O kadar çok sevdi ki Elif, Be’yi.Elif artık kimi bu kadar sevebilirdi?..