27 Aralık 2012 Perşembe

Sen Yoksun; Ben, Yoksun..

'Hoş geldin ey gece ,
Ağrıyan yanını bilmeyen çocuk sessizliğime bir bak gelmişken..
Bir dua merhemi sür sızılarıma,
Bir şey, de..

İçerimde, sol yanımda bir hüzün var mesela,

İyi gelecek bir şeyler söyle ..'

26 Aralık 2012 Çarşamba

Olmazsa, Olmaz..

İnsanın olmazsa, olmazları vardır hani.. Çayla simit gibi mesela, mesela deniz gibi; günbatımını seyretmek, sabahın kuşlarına tanık olmak gibi.. Var olmana sebep değildir, ama var oluşa bağlanmana sebeptir..
Benim de var 'olmazsa, olmaz' larım: şiir gibi, yağmur gibi, çikolata gibi, kitap gibi, kahve gibi, 'sen' gibi..

Ha.

23 Aralık 2012 Pazar

Ben Yitik Bir Zamanı Arıyorum / Tarık Tufan










İnsan bir kere aşık olmayagörsün. Her şeyi sevdiğine yormaya başlıyor.
İzlediğim filmlerdeki kadınlar, okuduğum şiirlerdeki kadınlar hep sen.
İstanbul'u da sana yoruyorum, sonbaharı da...
Bu sonbahar, hayatımın en uzun sonbaharı.
Fakat ne garip!
Sen hayatımda azaldıkça, sonbahar uzuyor.
Sonbaharı sana yormak, belki de bu yüzden dünyanın en yorucu işi gibi geliyor.
Zor sahiden.
Zor.
Sonbaharda gitmekten söz ediyorum.
Ben yitik bir zamanı arıyorum.
Ben yitik bir zamanı arıyorum.
Ben yitik bir zamanı arıyorum.
Ben seni arıyorum.

Tarık Tufan / Hayal Meyal

Ben Kalbimi Arıyorum / Tarık Tufan

Yürümeye başladığımda ne kadar yürüdüğümün farkına varamıyorum.
Kendime geldiğimde uzaklaşmış olduğumu fark ediyorum  bir tek.
Uzaklaşmak, nasıl da yakıcı bir şey.
İstanbul sonbaharı giyince üzerine, nasıl da sana benziyor farkında mısın?
Ben kalbimi arıyorum.
Ben kalbimi arıyorum.
Ben kalbimi arıyorum.
Ben seni arıyorum.

Tarık Tufan / Hayal Meyal

Ben Umut Arıyorum / Tarık Tufan

Dışarıda yorgun bir sonbahar havası var.
Ağaç dipleri yaprak mezarlığına dönüyor. Üşüyen sevgili için kaşkolunu çıkarıp, onun zarif boynuna sarma vakti. Bir sahil kenar çaycısına sığınma vakti. Bulutlar bir şeyler anlatmaya çalışır böyle zamanlarda.
Ben bulutların dilinden anlamam.
O yüzden sık sık yağmur yağar ben dışarı çıkınca.
Şimdi bütün bunların önemi yok.
Ben umut arıyorum.
Ben umut arıyorum.
Bem umut arıyorum.
Ben seni arıyorum.

Tarık Tufan / Hayal Meyal

20 Aralık 2012 Perşembe

Bir Elim Hep Seni Yazıyor; Silerken Diğer Elim..

Topla aylak bakışlarını yollardan. Adımların sarsak duruşlar çizmesin artık, yitiklerin suskunluğuna. Aklındaki ağır ağrıya ağıtlar yak, geceyi utandıracak karalıkta.. Ağıdına bir nokta bırak sonra. Göç etsin yas, yazla; göçmen kuşların kırılganlığında..

Ha.

17 Aralık 2012 Pazartesi

Kırık Laleler, Kırık Vazolarda Çok Yaşamaz.. Şiraze

















Kırık laleler, kırık vazolarda çok yaşamaz.
Gecelerden bir gece seç kendine, uzan boylu boyunca..
Gece ol, gece kal, gece giyin; ve öyle karanlık örtün üzerine.
Gecelerde saklıdır hem en mağrur, hem en mağdur.
Kırık laleler, kırık vazolarda çok yaşamaz.

İnsan bir şehre küser, küser de gider ucuna dünyanın.
Ucu dünyanın, benim içimdeymiş meğer.

İnsan bıraktıklarına küser, küser de dönmez geri.
Dönmek için, nerede olduğumu bilmeliymişim meğer.

Hayâl meyâl bir hayat, hayâl meyâl yaşanmışlar.
Sen hayâl meyâl, ben hayâl üstü hayâl; yokmuşuz gibi,  yoksunuz gibi...
Sadağından eksilen ok bende saklı, bir gün kıracağım orta yerinden ..
Kıracağım ve yüreğine sıçrayacak şerâresi.
Kırık laleler, kırık vazolarda çok yaşamaz.

İnsan kaçarken küser, küser de yanında sürükler hep kaçırdıklarını.
Hiçbir yere sığamayışım, kaçılacak yer olmayışındanmış meğer.

Kırık laleler, kırık vazolarda çok yaşamaz.

Şiraze

Penceremden İkindi Notları: Bir Fincan Kahve. Biraz Kar. Saklı Mektuplar (Şiraze)..

Kesme nevanı, içine salsa da keder.. Kırılsa gönül
medd ü cezr ile hepsi geçer, hepsi geçer..

Şiraze



Sevgiden Caydığım Yerde Darıl Bana.. / Metin Altıok


Yağmurlu bir havanın ardından birdenbire önümüze çıkan bir gökkuşağına yetişebilmek gibi beyhude bir telaşa döndü hayat.
Herkes unutmaktan korkarcasına sayıklıyor hayallerini.
Benim aklımda hep sen varsın..
Üç adım atsak çıktığı yere ulaşacakmışız gibi duran gökkuşağı, her adımda biraz daha uzaklaşıyor.
İçimdeki anlık kıpırtılar.
Aklımda hep sen varsın..
...
Artık gözlerime inanmıyorum.
Gördüğüm hiçbir yerde yoksun.

Tarık Tufan


9 Aralık 2012 Pazar

Aşk Dediysem, Hesabım Yoktu Benim. Ancak O Kadar Aşktım..

Artık olamayacağını biliyorum. Aşk benim kalbimi yakıyor, seninkini yalayıp geçiyor. Ben tam merkezine koyuyorum aşkı hayatımda, sen başka bir şeyin yerine koyuyorsun. Aşkı ve ahlakı tartıp durdun aylar boyunca. Gerekçelerini, savunularını, ithamlarını, infazlarını sıraladın; sanığı da savcısı da yargıcı da sen olan bir mahkemede yargılayıp durdun kendini defalarca. Hangi yanın haklı çıksa, bu davanın öbür yanından yara aldın. Çünkü ne yeteri kadar aşık ne de yeteri kadar ahlaklıydın. Oysa aşkın yeterincesi olmaz, benim hiç olmamış sevgilim. O ya vardır ya yoktur. Hududu, temkini, itidali, tazmini olursa zaten aşk olmaz. Var olduğu müddetçe vardır o. Ve var olduğu müdetçe de tek biçimde, tek hacimdedir. Ben her şeye razı gelmiştim. Ama sen, bir parça unutmak uğruna benim kapımı çaldın, korkarım bütün kapıları da çalacaksın. O kimse, ondan başkasıyla dolmayan ve ona dolamayan yanınla dikildin karşıma. Açılan yaralarının acısını yeni bir yara açarak kapamaya çalıştın. Ben senin için sadece 'kadın' dım. Biricik değildim bu yüzden. Sana, benden önce yaşadığın her ne ise onu unutman için, kendi hayalimi seve seve armağan ettim. Ama gelseydin. Bana aşkını verseydin. Onun da geleceği olmasındı. Bugünü bana yeterdi. Bir yaranın acısını unutmak için, gönlünde bir yaranın açılmasına razı geldin. Üstelik kendini bu yaraya da koşulsuz devredemedin, sürekli hesaplar yaptın. Aşk değildi bu. Aşk olsa, hesap yapacak mecali bulamazdın. Bu kadar hesap yapmaya ne gerek vardı? Hepi topu aşk işte. Gelir, yaşanır ve günü gelince biterdi..

Nazan Bekiroğlu- Nar Ağacı

7 Aralık 2012 Cuma

Ne Malum, Dünya Gözüyle Bir Daha Görür müyüm?..



Senle unuttum bütün ezberlerimi..

Meçhuleye Mektuplar - 4 / E. İbrahim

















Sevgili,
yine bahar gelip vurdu kapımızı..
Ben ki yaktım bütün anılarımı,
bölüştürdüm bütün şiirlerimi kayıp çocuklara.
Film bitmedi, son yazmadı henüz..
Takılıp kaldım yıllar öncesinin eylüle çalan bir yazında..
Hiçbir cemre dokunmadı bana,
Isıtmadı yaz güneşleri.
Durup durup kendimi yaktım yıllar boyu;
Onun için biraz is kokar libasım,
Onun için dağınıktır biraz saçlarım.
Ben ki bir dolu damıtılmış hüzündüm,
korkardım bahara dokunmaktan, ola ki solardı yüzü;
korkardım eylülleri azgınlaştıran,
baharı tutuşturan adam olmaktan..
Sevgili,
her gece bir züleyha düşü görüyorum, sen gibi
düşüyorum içimin kuyularına durmadan..
Yarım yamalak bir senaryo oysa her şey,
uyanıyorum ki çoktan silinmiş bütün repliklerim..
Budur ürkmüşlüğüm, budur gizlenmişliğim;
sabrım beni ancak buraya kadar getirdi.
Yoruldum artık Sevgili;
yoruldum karanfillere kan vermekten,
anlayamadım bir türlü,
Neden eylül hep onbir doğurur
ve neden aşkın çocukları yoktur..
Oysa Sevgili,
Ben, bir eylül günü saklandığım hayattan,
çıkıp gelmek isterdim şimdi sana,
birikmiş bütün baharlarımı adayarak,
koşarak doru taylar gibi, yalınayak..
Çatlasın isterdim damarlarım,
çatlasın
ve damarımda akan hüzün bu aşka karışmasın..

E.İBRAHİM

Meçhuleye Mektuplar - 3 / E. İbrahim

















Bölündü yine uykularım.

Tüm dertler birleşip keskin bir bıçağa döndürdü yatağımı.
Karanlığa yüklediğim senfoniler nafile, teskin etmiyor beni.
Depreşip duran bir acı var boğazımda.
Gelmedin.
Gelseydin ne değişirdi bilmiyorum.
Boşluğuna yazmakla varlığına yazmak çok mu farklıdır?
Varolmak dokunmayı gerektirirdi belki.
Silinirdi tüm buğulu sözler ve isli kelimeler, kim bilir?
Gelişin,
hayatımın yekün bir cevabı olmayacaksa tüketmez elbet sorularımı.
Süreklerdedir yüreğim. Artık nereye yaslasam başımı fark etmez.
Olacaksa sıla olsun, Hira olsun gelişin.
Uzanan yüreğim olsun, katık kılma ellerini kızıl alevlerime.
Âyân olan gelişin olsun, hiçbir şey âyân değilken gel.
Bir yanın anne merhameti, bir yanın dost sıcaklığı ve bir yanın aşk ateşi olsun.
Süz beni acılarımdan ve biriktir yüreğine.
Kara gecede kara karanlık ve kara saçların,
Kara gecede kara karanlık ve kara gözlerin,
Kara gecede kara karanlık ve kara masal sevgilim;
Süz beni acılarımdan ve biriktir yüreğine.

E.İBRAHİM

Meçhuleye Mektuplar - 2 / E. İbrahim














Bütün kötülüklerden adımız silinmiş,
hiçbir yerin vatandaşı değiliz ve vatanımız yok bizim.
Sen ve ben yüreğimizde taşırız birbirimizi ve yüreğimizden tanırız.
Aynı kovulmuşluğun izi boynumuzun büklümünde,
ve içimizde aynı hasret;
ne ki bilişmşiz bir kere.
Bir kere yırtılmış örtüsü hayatın, muhtaç olmuşuz incire.
Bizim olan alınmış ellerimizden, bir sen bir ben kalmışız geriye;
İçimizde aynı fakirlik
Ve susamışlık.
Hayat pusu kurmuş, kurutmuş bütün kuyuları.
Bütün çeşmeleri ölüm kadar uzağa akıtmış.
İnsanlar bıktırmış, yaşamak korkutmuş, aşklar küstürmüş.
Bütün mutluluklar bölüşülmüş, acılar kalmış payımıza..
Mevsimlerden hazan aylardan eylül.
Yalnız bir biliriz ne büyük bir kahredici olduğunu hayatın.
Yine de yürürüz melankolik yağmurlarda,
Yine de “acı çekmek ruhun fiyakasıdır” deriz.
Ne ki bilişmişiz bir kere,
ve açılmıştır suskunun kapısı.
Konuşursun;
hüzünlü bir gülümseyiş belirir Charlie Chaplin’in yüzünde.
Konuşurum;
ya gözlerin olmasaydı derim, ya da yüreğim olmasaydı mesela.
Sen benim bütün yitik aşklarımın kahramanısın gibi bir şey, gelir geçer içimden.
Çünkü biliriz,
bir defa kahrolmak yetmez adama,
bir defa sevmek nasıl yetmiyorsa.
Yine de korkarım konuşmaktan.
Konuşursam,
Sen bütün aşklarımın yitik kahramanı olursun çünkü..
Çünkü herkesin gizlenmiş bir yarası vardır içinde.
Bu yüzdendir, susulmuş, yutkunulmuş bir cümlenin ardında ünlem işareti gibi duruşum.
Bu yüzdendir,
yakasında karanfil, ütüsüz bir gömlek kadar yakışıksız oluşum.
Öylesine bir şey değilse konuşmak, cevabım olsun soruna:
Ben, Cem Karaca’nın bağıran sesinde
“bir gül ağacıyım Gülhane Park’ında
ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında.”
Madem yırtılmıştır örtüsü hayatın,
ve madem bilişmişizdir bir kere
avucumdan güneşler doğurtabilirim geceye inat.
Bütün ayrılıklara inat, her gün biraz daha sevebilirim seni.
Çünkü başımız beladadır hayatla;
ya ölüme yakın dururuz bu yüzden, ya da aşka.
                                                
E.İBRAHİM

Meçhuleye Mektuplar - 1 / E. İbrahim













Selam!
Selam olsun hüzne ve kedere,
iyiliğe ve kötülüğe,
güzele ve çirkine,
hayata ve ölüme

Son zamanlarda dualarımı kaybettim.
Belki yanlış bu. Belki değil, düpedüz öyle işte.
Kaybolan benim. Kaybettim yönümü, yöremi.
Hatırlatıcılarım küskün, onlar benden beter.
Kimdim ben?
Hangi savaşın naralayıcılığında kısıldı sesim?
Neydi çektiğim dert, neydi tasam?
Göz altlarıma çöken morluk hangi kederin tortusu?
Dilimdeki bu acı tat, tuz mu desem…
Bilmiyorum.
Bildiğim,
bir yanlışlık, bir dalgınlık belki, kasıt yoktur eminim,
ama kanayan bir yaram vardı benim,
sanırım,mutlak ve ağır bir yanlışlıkla

-kasıt yoktur eminim- alıp götürmüşsün onu da.
Bana ait tek şeydi, kanayan yaramdı o benim.
Kimsenin sahiplenmediği, hani derler ya
yolda bulunsa alınmaz,
benden başkasınca katlanılmaz,
hele hele bunca yıl saklanılmaz bir yaraydı o.
Bana yaşamayı öğreten, hayatı anlatandı.
Bunca yıllık migrenim, sinüzitim, iflah olmaz romatizmam,
derde deva kalp krizim, her şeyimdi.
Yaramı lütfen, geri istiyorum.
Korkuyorum bilemeden merhemlersin diye.
Korkuyorum korkarsın diye.
Korkuyorum bir hal olur yaramı yaralarsın diye.
Yaramı lütfen, kanayan yaramı, geri istiyorum.
Aklımdayken bir de, unutmadan hani, şey diyecektim.
Camda asılı kalan bir yağmur damlası gibi,
bir gülün yaprağındaki ter gibi
bir damla gözyaşı buldum, birkaç gün önceydi.
Anahtarı almak için paspasa eğildiğimde gördüm
eşiğin bir kenarında duruyordu.
Al işte dedim, oldum olası dağınıktı zaten.
Ulan adam gözyaşını unutur mu be dedim.
Alıp onu kaldırdım. Sonra kendi kendime
bir çift olmalıydı bu dedim.
Varıp ikincisini aradım,
bulamadım.
Endişelenmene gerek yok.
Bulursam onu da saklarım.

Kâğıt ve kalemden nefret edersin biliyorum,
yazarsın kim bilir, yine de mektubunu bekliyorum.
Bir de lütfen, kanayan yaramı geri istiyorum.

E.İBRAHİM

25 Kasım 2012 Pazar

“Kar yağacak, bembeyaz olacak unutulmuşluğum” diyor Edip Cansever. “Kırmızı bir atkı al sade, yalnızlığını saklar. Edip cansever okuma bu mevsim, ruhunu sakatlar.” diyor Cemal Süreya.

Ama kim ne derse desin, sen bildiğini okuyorsun.. Ruhunun sakatlanması pahasına, kırmızı atkılara sarınmadan yoldaş ediyorsun kendine, Edipleri, Süreyaları..
Dip akıntısı iyidir bazen, yüzeyi daha net görmene yarar.. Vurgun yeme riski de var tabi ki, ama 'acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir', der gibi bir şey işte..

Ha.

23 Kasım 2012 Cuma

Adımlarımı Sayıyorum, Aklımdakileri Susmak İçin..























Kelimeler sardım, kuşların kanadına, kelebeklerin tozuna, rüzgarın dokunuşuna, güneşin sıcağına, yağmurun ürpertisine, yaprakların sarısına, toprağın karasına, kaldırımların boşluğuna, parkların loşluğuna, gecenin ayazına, yıldızların duruşuna; kelimeler sardım..  Biraz özleme boyadım rengini sözcüklerin, biraz sitem kattım içlerine; biraz yüreğimi akıttım, biraz acı..
Gördüğüm her surete bir kez baktım, kalabalıkları aralayıp kayboldum aralarında. Adımlarımı saydım, aklımdakileri susmak için. Çokça yürüdüm, çokça sorguladım, çokça hak verdim kendime en ağır mahkemelerde; çokça yargısız infazlarda astım kendimi.. Bazen tütün bastım kanayan yerlerime, bazen geceyi kuşanıp yüreğime akıttım gözyaşlarımı.. Yüzükoyun kapaklandım kimi, burnumun dikine çakılıp; kimi bir ‘ah’ tan ördüm dünyamın dört bucağını..
Güvendim, inandım, sarıldım; yanıldım, yenildim, yoruldum.. Bir boşluğa seslendim, başka bir boşluktan.. Duyulmadı sesim yalnızlıklar katından. Taş attığım kuyular yankı vermedi..
Düşmelerim var benim, düşüp de kalkmalarım; kalktığımı sanmalarım, ama hep bir tarafı yerde kalmalarım.. Hep bir tarafı eksik, bir tarafı buruk, bir tarafı yanlış, bir tarafı yenik, bir tarafı mahzun..
Hep bir tarafı kanayan..  Hep bir tarafı kanayacak olan.. 
Yarım hikayelerle dolu heybem, hiç tamamlanamayacak hikayeler.. Yarısı ateş yarısı kül olan hikayeler..  Kahramanları kayıp hikayeler.. Solmuş bir defterin arasında artık unutulması gereken hikayeler..
Kabullenilmiş bir hayat gerek, aynı nakaratı tekrarlamaktan vazgeçmek gerek..  Defalarca dinlediğin o şarkıya artık son vermek gerek.. 
Yine aynı yerde..
Adımlarımı sayıyorum, aklımdakileri susmak için..

Ha.