26 Ekim 2012 Cuma

Bitti O Sevda.. / Edip Cansever


Bitti o sevda, kesildi çığlıkları martıların..
Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti.
İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz bir şey,
Adına deniz demediğimiz bir şey ile birlikte..
Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği.
Kaybetti kumarda gözlerim,
Kaybetti kumarda gözleri..

Bir koru rüzgarlandı göğüs boşluğumuzda sanki.
Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden,
Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine..
Yani her soluk alıp verişimizde bizim,
Bir mekik gibi kalbin,
Bir mekik gibi kalbim,
İşleyip durdu bu yitikliği yeniden..

Ne kaldı,
Farkında mısın bilmem?
Gündüzler..
Gündüzler biraz azaldı..

23 Ekim 2012 Salı

Gecenin Şiiri Olsun Bu da..

Bütün pencerelerde bekleyen benim,
ve
ve
o çalmayan bütün telefonlarda
aylardır konuşan da.
Kabul.
Bir kez yolda karşılaşalım
onunla da avunacağım.
Adımı sesince duymaktan vazgeçtim,
sesini duysam, susacağım.
Yel esiyor ama
değirmen dönmüyor.
Kuraklık bu,
adın ekmeğe dönüşmüyor.. / Turgut Uyar

Yağmuru Onarmaya Benzeseydi Keşke, Bir Aşkı Onarmak.. / Haydar Ergülen


Ağlamayı boşladım, şiire başladım..
Nasılsa geçiyor bütün gemiler burnumun direğinden..
Onlar buharlı, ben duman;
Tütüyorum, düşüyorum denize..
Bir kaşık suda boğulmak için, yüzüyorum hepinize..
Keşke burada olsaydın..
Keşke burada olsaydım..

Haydar Ergülen

22 Ekim 2012 Pazartesi

Bu Şehir Yalnızlığımdır..


Akşam sabah demeyip kapımızı çalan bir hüzün vardır ya hani, hani bizi en yağmurlu zamanlarda daha çok sarıp sarmalayan.. Neyin hasretini çeker insan böyle zamanlarda, neye özlem duyar?.. Kapalı gök altında, neyi bekler böyle, bekler de bir türlü adını dillendiremez.. Biraz yağmur doldurup ceplerime, umutlarımı bohça yapıp sırtıma bu havada gitmek isterdim; uzaklara, çok uzaklara.. Yarım kalmayacak türküler düşer miydi dilime o zaman, yarımların bir bütün etmediği onca yaşanmışlıktan sonra?..
Haydar Ergülen'den birkaç dize vuruyor sözün kıyılarına. Ne diyordu şairim:

'Sana küstüğümde sen yoktun daha,
 Yokluğuna küsmüştüm, sen sonra geldin..
 Senden başka küsecek kimse mi bıraktın bana,
 Bir ben kaldım bir de bıraktığın küskünlük tenha..'

Yıllar ne de çabuk geçiyor, anlar geçmezken.. Yaşananlar saklanıyor dibe bucağa, yaşanmamışcasına.. Kimi, yağmurla gözünden akıyor insanın; kimi, bir şarkıyla en içe atılıyor.. İçtekiler.. Ah bir de o en içtekiler.. Ulaşılmasın için, acıtmasın için, içlenenler.. Ve ne kdar içe atılırsa atılsın, hep olmadık zamanlarda yüzeye çıkanlar.. 
Şimdi gidip umutla bir şeyleri yeniden ve yeniden içe atma zamanı, bu yağmurla, aynı yollarda..

Ha.


Mustafa Kutlu ile Bir 'Uzun Hikaye'


Mustafa Kutlu ile tanışmam 2006 yılına uzanır. Geç bir tanışma.. Bu, benim için hem ayıp hem büyük bir kayıp. Geç olması sebebiyle aradaki zaman kaybını kapatmak için seri halinde okunan kitaplar..
İlk okunan kitap, elbette ki yazarın ilk kitabı olmasa da, 'Uzun Hikaye'
Bu kitapla art arda gelen Mustafa Kutlu okumaları.. Öyle içten, öyle temiz bir dil, samimi bir üslupla yoğrulmuş anlatım..
Bizden, içimizden biri Mustafa Kutlu.. Günlük hayat içinde her an karşımıza çıkan, ama çok değemeden yaşadığımız insanlar, olaylar onun kitaplarının konusunu oluşturmakta.. Mütedeyyin bir bakış, onurlu bir duruş, duyarlı bir algılayış hakimdir satırlarına..
Beyhude Ömrüm, Menekşeli Mektup, Ya Tahammül Ya Sefer, Mavi Kuş, Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı, Huzursuz Bacak, Rüzgarlı Pazar, Kapıları Açmak, okuduklarımdan şu an aklıma gelenler.. Bütün kitaplarını tavsiye edebilirim, ama illa ki, Uzun Hikaye'si bir başkadır, bambaşkadır. Bir çocuğun gözünden dünyayı seyretmek gibi.. Onunla birlikte hayata dahil olmak, o süreçte onunla savrulmak.. Çok fazla bahsetmek istemiyorum aslında. Sinema severler filminden mutlaka etkilenecektir ki, bu kitabın filminin yapılacağını öğrendiğim zaman da aynısını düşünmüştüm, ama kitabı okumak yine de gerekli diye düşünüyorum. Hem yazarı biraz yakından tanımış olmak, hem de kahramanımızla birlikte bir yolculuğa çıkmak için..
Benden söylemesi ;)

Ha.

21 Ekim 2012 Pazar

Her Sonbahar Rüzgarında..


Bir adam..
Tutmuş yüzünü uzun yağmurlara..
Bir kadın..
Kendi kuyularında ıslak ve

hüzünlü..
Söylüyorsa hala bir incelik türküsünü,
Sevgiye inandığından, sevgisiz olduğundandır..

Şükrü Erbaş

20 Ekim 2012 Cumartesi

Yüzü Yağmura Dönük Bir Şair: İbrahim TENEKECİ

Gök bulutlu.. Serince bir hava.. Ha yağdı ha yağacak bir yağmurun ılık nefesi sarmış şehri.
Ne yapar güz müptelası bir ser-hoş pc başında?..
İbrahim Tenekeci eşliğinde, hafif bir keman fonda, biraz kahve, bolca duyguyla şiir sahiline doğru açılmaz da ne yapar?
'Sözü yormayan şair' demişler Tenekeci için; ne güzel demişler..
Her dizesinde insanı bir kez döndürüp kendine baktıran anlamlarla yüklü olsa da yormaz insanı onun şiirleri.. Ağırlığı, derinliğindendir, sade kelimelerin. Sehl-i mümteni vardır sanki şiirlerinde; anlam görünür, ama görünmeze doğru çeker götürür insanı.. Çok sevdiğim bir insan uzun zaman önce bir gün şöyle bir yorum yapmıştı Tenekeci için: 'Bu yüz yıla damgasını vuracak, diliyle insanların kalbine dokuncak iki şairden biri.' O zaman da hak vermiştim, ancak şu an yaşayarak bunu öğrenmiş oluyorum..
Baktığı, gördüğü her nesneye, her varlığa yüreğiyle dokunur ince şairim; dokunur da, hiçbirini incitmez, hepsinin hakkını verir. Şiir tadında bir yaşamı kovalar sanki, bu yüzdendir belki de şiirleri yaşam kokar, ölümün kıyısında dolaşan bir yaşam..
Ve yazılarında da aynı varoluşu sezersiniz.. Hep yakınınızdadır, hep yanınızda..
Kitaplarını karıştırınca tekrar, gözüme çarpan satırlarla, her seferinde yan yana oluyorum yüreğimin o incinmiş yanıyla. İyi ki, varsın diyorum şairime; iyi ki yazıyorsun..
Şimdi paylaşacağım dizelerle, siz de bana hak verebilir ya da usulca kapatabilirsiniz sayfayı.. Ama bence bir kez de olsa okunmaya değer..  Sizi baş başa bırakayım şairimin insana dokunan yanıyla..

'Anlatıyorum hiç konuşmadan,
 Buğdayın içini dökmesi gibi.'
 (Üzülmedim Diyemem / Ağır Misafir)

'Yer arıyorum üzülmek için,
 Eskiler pişermiş kısık ateşte,
 Ayağa düştü şimdi büyümek bile.'
 (Dünya Dönüyor Eve / Ağır Misafir)

                                           'Canımı yakıyor dünyanın güzelliği,
                                            Yetmiyor ömür, o büyük şiire.
                                            Rabbim ne olursun, sözümü kesme.'

                                            (Barut Hakkı / Ağır Misafir)


Biraz müzik katmalı sanki araya, yağmur vuruken cama..
                                                              
             
'Kısmışım sesimi, lambayı kısar gibi..
 İçine kapanık bir taşım şimdi..'
 (Taşların İçindeki / Giderken Söylenmiştir)

                                     'Gözümü kapasam ve açtığımda
                                      Bilsem hangi dert özlüyor beni..
                                      Hangi dağ ayakta zor duruyor..
                                      Gözümü açsam ve görmesem kimseyi..'
                          
                       (Genç Görünmek İsteyen / Giderken Söylenmiştir)


'İşte yine günün belini kırıyor akşam;
 Ve sen kırlara benzersin günün bu saati,
 Çıkarmamışsan çiçekli elbiseni..' (Mektup / Peltek Vaiz)

                                                                     
'Güzeldim de galiba, bunu nasıl söylesem?
 Eline sağlık Tanrım, Leyla çok güzel olmuş,
 Tanrım eline sağlık, dünya da çok güzel...
 Keşke biraz ölmesem..'  (Bir İki Deneme / Peltek Vaiz)

 Ve 'Üç Köpük' adlı kitabından, en sevdiğim şiiri:

'Mırıldanmalar'..
'..........................
İçimden dedim, gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu..
Beraber yürüyelim, olur mu?'

'Bir hayat, mahcup ve duru.
Allahım, gülleri ve sessiz harfleri koru.'
 (Düş ve Dua / Üç Köpük)

'Seni düşündüğümde, patlak veriyor bir ırmak;
 İçimde, taa içimde.' (İfşaat / Üç Köpük)

'Ve gece üstünde öylece uyuyakalır,
 Çıkarmadan yıldızlarını.
 Senin de kıyılarını elinden aldılar mı?' (Kıyısız / Üç Köpük)

'Huzur denilen o mübarek kumaşın,
 İhtiyacım var, her santimine.
 Gel diyorsun, çıkalım caddelere,
 Bir boy ver, gelirim derin değilse.'
 (Bazı Kişisel Durumlar / Güzellik Uykusu)

'A benim
 Oğulotu bitmeyen topraklarda şaşırıp kalan kalbim!
 Senin Türkçen yok mu, anlatıyorum işte,
 Bir kuş musun ki,
 Ürkmek için bahane arayıp duruyorsun.
 Bize dönecek oysa güzel ölüm,
 Yatacağız beraber güzellik uykusuna.
 Her gün bahar olacak ve onun temizliği,
 Yeni yıkanmış bir tül perde ne ki,
 Benzetecek bizi dağların doruğuna.'
 (Güzellik Uykusu /   Güzellik Uykusu)

                                                           
'Sorma, yangın sönseydi suyla
 Denizler her akşam böyle yanmazdı.'
  (Uluorta / Güzellik Uykusu)

'Kuş kadar kaldı ömrüm, üzgünüm,
 Derdim dururdum kendi kendime.
 Bir yatağım olsa her gün akardım,
 Akardım, durduk yere.' (Silbaştan / Kimsenin Kalbi)

'Günleri kendinden geçiren sesin,
 kapının ağzında yer bulur ancak.
 Gözlerinden öpsün senle yaşamak.
 Nasılsın, iyi misin?' (Üzülmek Yasak / Kimsenin Kalbi)

'Yağmurda koşan bir çocuk olsam, vedalaşır gibi bildikleriyle.
 Kendinden mahrum kalır mı insan? Kalsam.'
 (Bensiz Gittiğin Yerler / Kimsenin Kalbi)

'İnsan bir fabrika olsaydı, ne üretiyor olurdu?
-Mazeret.' (Uçuş Denemeleri)

'Ara sıra görünmek, göz önünde olmaktan daha faydalıdır.  Doksan günlük yaz mevsimini unutur, fakat yazdan kalma bir  günü unutmayız.' (UçuşDenemeleri)

'Ben bu kendimden şikayetçiyim.
 Rabbim, beni üzdüğün için,
 Senden özür dilerim.' (Son Niyetine / Uçuş Denemeleri)

BAŞKA YERLER
Şiir düzenimi bozdu benim, diyecektim demedim.
Seni öpmem gerekiyor, hasar tespiti için; diyecektim demedim.
Kendini saraylı sanan ey benim keyfim, diyecektim demedim.
Açılır kapılar, elimiz açılırsa; diyecektim demedim.
Senin yanında ömrüm uzuyor, diyecektim demedim.
Şiirler yazdım, zoruma gitsin diye, diyecektim demedim.
Uykumu aldım da geldim ben sana, diyecektim demedim.
(Uçuş Denemeleri)

Tenekeci'yi bu kadar yormak yeter.. Biraz da yağmurun ezgisine eşlik etmeli şimdi..

Ha.



                                                              
                                  

17 Ekim 2012 Çarşamba

İç Nefes / Haydar ERGÜLEN


O bir çay istemişti, trenin içinde,
Biz tren yolcusuyduk, çölün içinde.
Ben yalnız kalmıştım, senin içinde,
Oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!

Aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin..

O bir dile sığınmıştı, sözü içinde,
Yolu yoluma çıkmıştı, çölü içinde.
Ben eski kalmıştım, senin içinde,
Oysa kaç çocuğun yerine övmüştüm seni!

Düşü geçtik, kendine bakabilirsin..

O bir bende kırılmıştı, hayli içimde,
Isı otağ kurulmuştu, canım içinde.
Ben kime kalmıştım senin içinde?
Oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni

Kimi geçtik, kimseye sorabilirsin..


12 Ekim 2012 Cuma

Güz Sancısı..

     








Adını bilmediğim sahipsiz kıyılara sığınıyorum sükunetle.. Hırçın dalgaların aşındırdığı bir kumsal kadar yorgunum.. Ve hiçbir şey yaşamamış gibi..
Manzaralar silik, siluetler karışmış biri birine.. Kışlar, yazlar tüketmemiş; mevsimlerle tükenmemişim..
Kalabalığın orta yerinde şaşkın bir bakış, oyundan çıkarılmış mahzun bir çocuk, zamanı sönmeye durmuş bir mum, ellerini nereye saklayacağını bilemeyen bir acemilik, derinde sızlyan ve kabuğuna düşman bir yara, bütün meydan savaşlarında bozguna uğramış bir kumandan, tırnaktan ayrılan et, ete batan tırnak, demlikte acımış çay, kanadından vurulmuş turna, turnaya yakılan ağıt, uykuları bölen düş, geceye sızan gülüş, biriktirilen ses, tüketilen sessizlik, her şeyden ağır hayaller, duman duman yayılan hüzün, eli yürekte bırakan ayrılıklar, en hassas yanlarından eksilmiş güven, kaydı tutulmamış anılar, yorgun cümleler, di'li geçmiş zamanlar, atılamamış adımlar, uzayıp duran gidilememiş yollar, yağmurlar, yağmurlar, yağmurlar...
Ben artık kime yağsam, baştan ayağa kırılgan.. Gel sen çöl ol, yağmuruma..

Ha.

8 Ekim 2012 Pazartesi

Günlerden Sızı, Aylardan Ekim..

Ekim vuruyor camlara; pıt. pıt. pıt.
Bir yalnızlığı besteliyor damlalar, aynı yağmurda ıslanmış aykırı sulara..
Sen bana gurbet. Sen bana sıla.
Yüreğimin coğrafyasına düşmeye başlayalıberi yağmurlar, karasından geçip ağusuna bulandığımdan beri gecelerin, yokluğuna inandırmaya çalıştım kendimi.. Tek başıma iki kişilik hayaller kurdum.. Sana gelen, senden dönen  yolları ağır adımlarla yürüdüm.. Bir kahvenin acısına hapsettim seni, bir çayın buğusuna..
Gücü çok azdı kalemin, yetmedi kağıda düşürmeye kelimelerimi.. Kelimeler ki, soyunmuştu herbiri anlamından, hapsolmuşlardı anlamsızlığa..
Ben seni severken, bir şeyler kırıldı içimde; derinlerde, çok derinlerde.. Hasar tesbiti mümkün olsaydı, adı aşk olmazdı; işte bu yüzden soylu bir hüzün olsun adı için, kırıklarımla yaşamayı öğrendim ben de..
Şiirlerime buladım seni, seninle tamamladım sensiz zamanları.. Yaşadığım çağın gürültüsüne inat, suskun bir aşk sakladım sana, senin hiç duyamayacağın bir boşlukta..
Şimdi ne yapmalı?..
Biraz şiir dinlemeli, sırılsıklam ezgiler karışmalı yağmurun camdaki çırpınışlarına..  Gözümde tütmelisin bir kez daha, bir kez daha sızlamalı özlemekten burnumun direği.. Başka ne yapılabilir ki, yerden göğe aşk kokan bu yağmurda, yokluğunla..


Ha.

3 Ekim 2012 Çarşamba

İçimde Bir Hüzün..

Ayrılık ne biliyor musun ?
Ne araya yolların girmesi ,
Ne kapanan kapılar,
Ne yı
ldız kayması gecede,

Ne ceplerde tren tarifesi,
Ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık !
 

Şükrü Erbaş