28 Ocak 2013 Pazartesi

Sorma..


Özlemek neden bu kadar dilsiz? Neden sadece gözyaşı var özlemin, kelimeleri yok?.. Neden bir bıçak oturur boğazına insanın ki, özlemi her ifade etmek istediğinde değdirir keskin yanını?..
Dizilir ardı ardına sözcükler, dizilir de, kalır öylece olduğu yerde..
Yoksun.. Yokluğumsun.. Yoksulluğumsun..
Geceler yar değil, geceler har, geceler dar.. Tarumar geceler.. Durup durup dokunma düşünceme, geceler, zarar..

Ha.

Aşk, doğmuş olmanın acısına insanın verdiği en derin karşılıktır.. / İsmet Özel

Az zamanda öyküler biriktirdim içimde, sen öyküleri bilir misin? Ben bildiğini bilirim, ben bilirim bildiğini..
Beklediğimdin sen,
Sen bir ömür beklemeyi seçtiğimdin..
Bir dahası olmasın görmeyeyim gözlerini,
Bir dahası olmasın dolunaysız gecelerde tutmayayım elini..
Sen ile ben, öğrenmeliydik yalnızlığın kaç bucak olduğunu..
Sen ve ben, ömür son demine vardığında ‘yaşandı bitti’ diyebilecek gücü şimdiden toplamalıydık..
Geç mi kaldık?..
Yok böyle bir şey; biz her şeye arası kapatılamayacak mesafelerce çoktan geç kaldık.
Bitmek varsa eğer, geçmişi ak sayfalara kaydedecek zaman bitti..
Biz zamanın tellerinden her birine asılı kaldık..
Ben her dokunduğumu inciten, ben her uzandığımı dumura uğratan; bir felaket kadar felaket,
bir afet kadar afet..
Bir tebessüm et yeter; yıkılsın mefhumu şiddetin.
Ben seni gecelerde aradım, yıldız gibi.
Ben seni denizlerde aradım, inci gibi.
Ben seni türkülerde aradım..
Ben seni içimde, görülmemiş rüya gibi yaşadım..
Aşk belki, ağlamaktır..
Nasıl da yumuşatır gözyaşı insanı; nasıl da eritir, inceltir..
Gel seninle bir daha ağlayalım; yaşanmışlara, bir de yaşanmamışlara, bir de hiç yaşanamayacaklara..
Ağlamak güzeldir, ağlamak yüreğin temizlik eylemidir..
Bilir misin, lale’ler de işte böyle şebnemlenir..

Şiraze








26 Ocak 2013 Cumartesi

Uzaktan Seviyorum Seni / Cemal Süreya

Uzaktan seviyorum seni!
Kokunu alamadan,
Boynuna sarılamadan.
Yüzüne dokunamadan.
Sadece seviyorum!

Öyle uzaktan seviyorum seni!
Elini tutmadan.
Yüreğine dokunmadan.
Gözlerinde dalıp dalıp gitmeden.
Şu üç günlük sevdalara inat,
Serserice değil adam gibi seviyorum.

Öyle uzaktan seviyorum seni,

Yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden.
En çılgın kahkahalarına ortak olmadan.
En sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan.

Öyle uzaktan seviyorum seni!

Kırmadan,
Dökmeden,
Parçalamadan,
Üzmeden,
Ağlatmadan uzaktan seviyorum.

Öyle uzaktan seviyorum seni;

Sana söylemek istediğim her kelimeyi,
Dilimde parçalayarak seviyorum.
Damla damla dökülürken kelimelerim,
Masum beyaz bir kağıtta seviyorum..

Cemal Süreya

Gözlerim Terledi Yolunu Gözlemekten / İbrahim Tenekeci


"Sonra belki çay içeriz.
Şansımız varsa yağmur da yağar.
Damlalara huzur yüklemece oynarız.
Benim damlam seninkini alnından öper.
Güzel şeyler olur belki.
Sen gel bence.."

Vücudunun Her Bir Parçasını Paramparça Edebilecek Bir Bağırışla; -Seni Seviyorum, Hepsi Bu ! Diyememenin Acısını Yaşarsın.. Tarık Tufan















Niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgarlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?..

Sabahattin Ali

Ağacın İkindi Türküsü / Afşar Timuçin


Açıklara çıkalım boğulmamak için,
Günün kuytu yerleri şimdi harap.
İçimizde bir ezgi inceden inceye,
Bizi kendimize bağlarken akşam olur,
Karanlığı gümüş rengine boyar mehtap..

Oturup uzun uzun konuşsaydık,
Sevişmek nasıl olsa gene olur iyi kötü.
Bir ıhlamur sıcaklığı yayılırken odamıza,
Her şeyi ince ince düşünseydik;
Ölümü, kırgınlığı, inceliği en başta..
Bütün eksiklerimize gülüp geçerek..

Belki de boşa geçti onca zaman,
Bu da bir tür geçip gitme duygusudur.
Ne güzel olurdu yeniden başlasak..
Ne yapsan en başa dönülemiyor.
Ne yapıp yapıp dalı unutmalı,
Rüzgârla yere düşen sarı yaprak..

Afşar Timuçin


22 Ocak 2013 Salı

Uzaklara.. (En Çok da Özleyince Susarmış İnsan..)

'Şimdi açsam pencereyi de beklesem.
Sen gelsen.
Olmaz ya hani geliversen.
Hiçbir şey sormasan.
Hiçbir şey söylemesen.
Sussam.
Sussan.
Sussak.

Susuşların anlattığını dinlesek.
Sırt sırta otursak.
Katılasıya ağlasak.
Sormasak birbirimize sebebini.
Sonra dönsek yüz yüze.
Sarılsam.
Sarılsan.
Sarılsak.

Ve yine hiçbir şey konuşmasak.
Ama anlasak.
Ne vardı sahi.
Olmaz ya.
Hayal ya.
Hani diyorum; olsa ne vardı..'


21 Ocak 2013 Pazartesi

(Meltem'e) Yaşananlar eskir.. Zaman eskir.. Kelimeler eskir.. Bir gün yara da eskir..

Kaç gecenin uykusuzluğunu sardın düşlerine?
( Ki, uyumadan dalınır mıydı düşlere?)
Gerçekler nerede kanattı ayaklarını, yol nerede girdi çıkmaza? İpekten kozası mutluluğun hangi kelebeğe dönüştü de, uçtu yüreğinden millerce uzağa? Baldıran zehirler düştü payına; ağular süzüldü yüreğine.. Birkaç mutlu 'an', yoklayıp geçiverdi kıyılarını, kıyısızlıklarını..
Şimdi.. Şu an.. Önce.. Sonra.. Kapat gözlerini ve duyumsa..
Yaşananlar eskir.. Zaman eskir.. Kelimeler eskir..
Bir gün yara da eskir..
Sen, kalırsın yüreğinde bir tutam kırık anıyla..
Solgun bir güle dönüşür geçmiş..
Adına 'hayat' der, susarız, hem bugüne hem yarına..

Ha.

18 Ocak 2013 Cuma

'Sana boş gözlerle bakıp seni seviyorum, diyenin sevgisinden şüphe et, çünkü; aşk sessiz, sevgi dilsizdir ..'

Sevdiğin kişiye iyi bak.
İhtiyaç duyduğun kişiye iyi bak.
Sana en çok ihtiyaç duyana iyi bak.
Evinden uzak olana, ruhunu doldurana  iyi bak.
Hava soğukken elini tutana iyi bak.
Uzağındayken bile seni aklında tutana iyi bak.
Vefaya iyi bak.
Kalbine iyi bak,
Kalbindekine iyi bak.
Kalbini anlayana iyi bak.
Kıymet bilene iyi bak.
Tebessüm ettirene iyi bak.
Birlikte susabildiğine iyi bak.
Hadi, kendine iyi bak.
Bana iyi bak..

Ha.

Birlikte Susalım..


"Kelimeler ve sesler bu yaşamın hızına yetişemez. Bu yüzden yaşamayı anlatamazsın. Yaşayanların dilini yaşayanlar anlar. Yaşamın dili dilsizdir.."

17 Ocak 2013 Perşembe

Bir demet nergis al kendine. Ne olur böyle yapma. Kendine kıyma.. / Nazan Bekiroğlu

Kendim için birkaç saat çaldım bugünden.. Güzel bir film. Kitapçım. Ardından 'bir demet nergis' ile nokta. Nergis çiçeğini her gördüğümde, Nazan Hanımın birazdan paylaşacağım yazısı gelir aklıma. 'Kendine kıyma' der ya hani, sanırım orda bir el, yüreğimi tutar ve sımsıkı sarmalar 'Kendine Kıyma' der bana.. Kendime ne çok kıymışımdır oysa, hatta en çok kendime kıymışımdır.. Ama hala umut var, diye düşünüyorum.. Yaşıyorsak, telafisi vardır kayıpların. Mutlak bir sebebi olduğu gibi.. 
Ne diyordu Nazan Hanım: ' Biliyorum senin için yanıyor. Onlarla aynı dili konuşmadığını zannettiğin bir kalabalığın ortasında, âcizliğinden muztarib, gittikçe içine kapanıyorsun. Her şeyden uzaklaşıyorsun. Tamam. Yorgunsun. Allah şahit, bilenler şahit, çok yorgunsun. Yaşanmakta olan bütün acılar gibi yaşanmış ve yaşanacak olan bütün acıların da kalbinin üzerine çöreklendiğini zannetmekten yorgunsun. Böyle bir yükü bu kalp taşımaz, biliyorsun. Ben de biliyorum. Ama, kaldır bu acıları benim kalbimin üzerinden Rabbim, diye bir dua da etmiyorsun. Bahçendeki ağaçların sarsıldığını fark et önce. Deniz, kıyıları dövmeye başlamış çoktan. Yağmurun damlaları camlarda kristal. Yer ile göklerin yaklaştığı kadar gece ile gündüz de birbirine yaklaşmış. Şeb-i Yeldâ. Kaldırımlarda sarı ışık topları, başında rüzgârların en fazla hatırlatanı. Renginden, kokusundan, sisinden, buğusundan kar sesini hatırla. Bir kerecik ne olur kendi korunağından, sıcağından utanma. Üzerine atılan çizgili battaniyenin, ocağında yanan ateşin hesabını yapma. Acının kavramı kadar yakıcılığını da bütünüyle sırtlanma. Çetele çıkarma. Herkesin yerine yanmaya kalkışma. Hani, "Siyahlık şöyle dursun, haddinden fazla beyazlık bile hoşa gitmez", diyor ya Şirazlı Sadi. Uy öğüde, küstahlaşma. Acı biraz. Esirge kendini. Bağışla. Telef olup gideceksin yoksa.
Sonra hatırla. Yıllar önce hani, yine böyle bir kuyuya düşmüştün de sen. İnsanlara güvenini kaybetmiş, birinde hepsini mahkûm etmiş. Bir bebek arabasını ite ite bir köprüden geçiyordun. Birden arabanın ön sağ tekerleği yerinden çıkıp tıngır mıngır yuvarlanmıştı da köprünün korkuluklarına dizilmiş şamatalı gençlerden biri yerinden fırlamıştı. Tekerleği kapmış, bebek arabasının önünde diz çökerek yerine takmıştı. O zaman insanların birinde tümünü affetmiş değil miydin?
Bir göz gezdir bakalım. Bir avuç fındık verenin, tahta sandığın üzerinde bir cenin uykusuna aktığında senin de başının altına bir yastık koyanın. Vardır mutlaka. O rüyayı görmeyi unutma.
Bir demet nergis al kendine. Ne olur böyle yapma. Kendine kıyma..
( Yazının tamamı için: http://www.zaman.com.tr/columnistDetail_getNewsById.action?newsId=1067127 )

6 Ocak 2013 Pazar

Son Şiir- Erhan Güleryüz


Yazılar bitince,
denizi seyret biraz.
Sözler bitince,
anlatamadıklarına üzülme.
Yorgunsan konuşma istersen.
Saat kaç olursa olsun,
ben gözlerini dinliyor olacağım...


3 Ocak 2013 Perşembe

Ben Sana Mecburum / Attila İlhan


Ben sana mecburum bilemezsin,
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum..
Büyüdükçe büyüyor gözlerin.
Ben sana mecburum bilemezsin,
İçimi seninle ısıtıyorum
..