28 Şubat 2013 Perşembe

Gönderilmemiş Mektuplar-6

Merhaba 'İnce Sızım';
Kalp Ağrım, Gönül Darlığım,
Merhaba..
Nasıl kokar keder, ıssızlık nasıl?
Rengi nedir yalnızlığın, peki ya uzaklığın?
Acı değince yüreğe, alev alınca canevi kaç gece sürer uykusuzluk, ya uyku kaç gece?
Özlediğim, özlemini ezberlediğm; bir kez öğrenince özlemeyi (özlemek öğrenilir mi?) kaç hece biriktirir insan, kaç kelime, kaç tümce sessizliğin dilince?
Ağır aksak adımlarım.. Yürüdüğüm yollar kadar, yürümediklerim de uzar gider içimde.. Hayalini kurduğum yolculuklar, aşk olur süzülür gözlerimde..
Ah ki, sen;
Çok özlediğim..

Ha.

Yüce dağ değilidum duman sardi başumi..


Artık Taşınma Bitti / Ali Ayçil - Yenilgiden Dönerken










............
Geride bıraktığım közlerin bütünüyle küle dönmemesi için gösterdiğim çaba takdire değerdi doğrusu. Bir kopuş yaşadığımı, hayatın, kırık çerçevenin köşelerini bildiği gibi tamir etmeye başladığını kabullenmek istemiyordum. Sonunda zaman, kahramanlarından biri olduğunu düşündüğüm hikâyenin bütünüyle dışına çıkardı beni. Yollar mesafeye, evler kusurlu birer mimariye, insanlar yolcuya dönüştü. Kendimi de hatıralarımı da fazla abartmış, dersimi almıştım işte. Geçmişin ve ona doğru çıkılan yolculukların insana bahaneler bağışlayan gündemi elimden alındığına göre, şimdi ne yapacaktım? Sıkılarak, sayısız sakarlığımla aranıza katıldım. Alnım çıplaktı.
Yol, geçmişin izlerine dönemeyecek kadar kalınlaştığında, yolculuk da bitiyor. Pek çokları, bu telafi edilmez yenilginin ağırlığından kurtulmak için, kendilerine bir müze kurmaya girişir: Çocukluk ve gençlik müzesi. Bu kötü girişim, katı olanı daha da katılaştırır ve geçmişimizi kötü bir çeviriye dönüştürür. Oysa ben, kelimelere bu hazzı yaşatmamaya kararlıydım; geçmişime giden yolların üzerine kalın bir şerit çektim. Emlak alışverişlerinin, benzin fiyatlarının, oy sandıklarının, köprü geçiş ücretlerinin, orta yaşlı kadınların göstermelik nazlarının, kargodan kitap siparişlerinin, bankamatiklerin, çok satan kitapların ortasında, geçmişine uğramayan bir adam var ettim kendime. Taşınmaz olanı taşıma gafletine düşmedim. Tam tersine yenilgimin tadını çıkardım uzunca bir zaman. Tıpkı çıktığım yolculuklar gibi, görüştüğüm insanların sayısını da seyrelttikçe seyrelttim. Kendimle kendim arasında gidip gelen yeni bir yol açtım. Günler, niçin uzadığını, niçin kıvrıldığını bilmediğim bir sarmaşık gibi dolanıp durdu boynuma. Dünya, bensiz de dünyaydı; darılmadım…
............

Ne zaman gözlerinin içine baksam, biliyorum ikimizi de aşar, o kapının ardındaki masal.. Cezmi Ersöz

 Bir sonbahar gecesi, mürid uykusundan sıkıntıyla uyanır. O sırada başucunda oturmakta olan ustası sorar:
- Bir kabus mu gördün?
- Hayır!
- Kötü bir rüya mı gördün?
Yine, hayır, diye cevap verir genç mürid, gözleri yaşlı bir halde:
- Bilakis çok güzel bir rüya gördüm.
- Peki o halde niçin bu kadar üzgünsün?
- Efendim, ben gerçekleşemeyecek denli güzel bir rüya gördüm.

A Bittersweet Life

Sustum. Ki, incecik bir hüzündü yüzüm.. Yakıştı yaşadığıma, yaşamadığıma.. Şükrü Erbaş

Susmak da insan ister.. Yalnızlık paylaşılır. Paylaşılmazsa yalnızlık olmaz..

Şükrü Erbaş

25 Şubat 2013 Pazartesi

Gönderilmemiş Mektuplar-5

Ben geldim,
Herkesim..
İmkansızlığın dağları, o dağların ardı..
İyi misin?
Sadece "özledim" diyecektim..
Ve bir söz okudum bugün, çok hoşuma gitti, seninle paylaşmak istedim:
"Bu kadar uzak olup da hala kalbimde uyuyor olman sence de tuhaf değil mi?"
İyi geceler..
Belki yine gelirim..

Ha.

Yaşamak çarpısı derlerdi buna, yaşamak çarpıntısı. Ne acelemiz vardı? Kime kavuşacaktık? İsmet Özel











Yine kendimle..
Uzun zamandır yüreğimi hapsetmiş bir hasretin tenhalığında, kendimle nöbetlerde, kendimle söyleşmedeyim..
Ne, ne kadar doğru ve neyin açmazı en çok boğar insanı; ve insan en çok hangi yanlıştan sonra cesaretini kaybeder adım atmaya?
Yanlışlar..
Beklenti kuyusuna düştüğümüz, kendimizle yüzleştiğimiz yanlışlar..
Sorup sorup bir türlü cevap alamadığımız ve her cevapsızlıkla biraz daha susmayı öğrendiğimiz yanlışlar..
Benim de tutunduklarım oldu hayatta, beraberinde bir kamyon dolusu yük getiren..
Ya dalı bırakacaktım ya yüke alışacaktım..
Yüke alışmak daha kolaydı belki de..
Ah, aklımdan geçenler.
Dilime dökülenler.
Kağıda düşenler.
Otobüslerde neden hep tekli koltuğu seçtiğimi, neden hep kaldırım çizgilerine bakarak yürüdüğümü, yollarda aylak aylak dolaşmayı biriyle yürümeye neden tercih ettiğimi, suretimin vitrinlere neden hep eksik bir görüntü çizdiğini, dalgınlığımın sokaklarının neden bu denli derin olduğunu ve aklımda, her şeye bir cevabı olan, herkesin adına konuşabilen, bunca şeyden haberdar (!) kimin oturduğunu bir türlü çözemedim..
Benim de gökkuşağının altından geçmeyi hayal ettiğim zamanlarım oldu. Uyanmak istemediğim rüyalarım, benim de. Ya da uyuyunca her şeyin değişeceğine, bir peri eli değimişcesine düzeleceğine inandığım o çocuk masallar.. Sonra büyümek diye bir öyküden bahsetti büyükler. Büyürken, masalların yarım kalacağından, kayıplarla sınanacağımdan, yakın yollardan dönüşün dahi çok zor olacağından bahsetmediler.
Geniş zamanlı kayboluşlarım da var benim. Herkesin içinde herkesten uzak. Boşluğa gelen adımlarla sıçrayışlarım. Bu olsa olsa kabustur, dediğim dibe vuruşlarım. Şehirler arası herhangi bir dinlenme tesisinde yanılgıyla (?) yanlış otobüse binip kaybolma hülyalarım.. Ve hepsinde evvel bu gel-gitlerin yolunu kesen hayat bağlarım. Dokunsam yangın, dokunmasam yangın. Arada kalmalarım. Kirpiğimin kirpiğime hasret kaldığı amansız karanlıklarım. Var benim de sakladıklarım. Saklandıklarım. Acırken canım, acıttıklarım. İki kere ikinin dört etmediği sahte zamanlarım..
...................
Kalem de yorulur yazmaktan bazen, en az yürek kadar..

Ha.

11 Şubat 2013 Pazartesi

En uzun suskunluklar, en derin haykırışları saklar..

Kalbimle aklım, hissimle fikrim arasında kaldım ben..
Sadece bir çizgi.
Hepsi bir adım..
Durdum burada.
Bekliyorum.

Ha.

7 Şubat 2013 Perşembe

Gönderilmemiş Mektuplar-4








Her dilden sesleniyorum sana, gecenin ilk yarısında..
Yine ben..
Sana yazmadan noktalamak istemedim geceyi..
Gece ki, indi yine ağır ağır odamın tenhasına..
Bugün uzunca bir yürüyüş yaptım. Derin soluklarla içime çektim bütün söylenmemişleri.. Söyleşerek kendimle..
Yağmur vardı..
Elimi uzatsam tutabilecektim sanki gökyüzünü..
Yüzüme, gözlerime dokunan her damlada, sen oldum biraz..
Pazar kurulmuştu semtimde. Bir bağrış bir çağrış. Esnafların yağmurdan kaçan aceleleri. Rengarenkti pazar. Sonuna kadar gittim ki, her şey gibi onun da bir sonu vardı.. Çaresiz dönüş yolunu tutturduğumda bir parka düştü yolum. Evlerin arasında unutulmuş, suskun bir park.. Sonbahardan kalma yapraklar ezilirken ayaklarımın altında, ilişiverdim bir banka. Bir çay olsa dedim. Bir de sen..
Ben, yağmur, bir bardak demli çay.. Nasıl da tamamlardık birbirimizi.
Ve sen.
Çay kadar ısıtırdın içimi..
Gözümün ucuna takılan hüzün, hafifçe akıverdi.
Özlemdi sanırım.
Boğazımda bir düğümle geldiğine ve biraz da canımı yaktığına göre; özlemdi..
Beklemek, dedim kendi kendime..
Neyi?..
Cevabını hiç bilmediğim, belki de bildiğim, ama kabullenmediğim bir soruyu daha saklarken köşesine, usulca tutturdum dönüş yolunu..
Adımlarımı saymadım..
Yağmurlar yağarken hala, dilek tutmadım..
Bir adını geçirdim içimden, bir de yokluğunu..
Yoksun, ama varsın..
Varsın, peki nerdesin?
Aklımdaki ağrılar kesmeden yolumu, bir fincan kahve ile penceremin kuytusuna sığınma vakti..

Ha.

5 Şubat 2013 Salı

Gönderilmemiş Mektuplar-3


Ben geldim, 'herkesim';
Sen, benim..
Beklediğim.
Gelmeyenim.
Serin bir sabah kokusu gibi özlediğim.
Sen.
Hala sevdiğim.
Her şeye rağmen, sevdiğim.
Sen, ilmek ilmek hasretim.
Göz görmez, el yetmez sevdiceğim..
Ben geldim.
Özlemlerimi yüklendim de geldim.
Dilek ağacına bağladığım umutlarımın solmasını bekledim de geldim.
Acıyan yanlarım, daha çok acısın diye; sen dokunduğunda iyi olacak yaralarım var diye geldim.
Suskunluklarını duymak için; sana susmak için geldim. Bil diye çaresizliğimi, gör diye yıkılan kalelerimi, anlatmaya hacet kalmadan anla diye geldim.
Sıcak bir çayın buğusunda hapsolduğum yağmurlu bir zamanı hatırladım da geldim.
Dizelerce yol aldım, mısralarca aşk yüklendim.
Zemherilerden geçtim, dağlar boyu dert taştım..
Ben geldim yağmur gülüşlüm..
Hüznümü hüznüne bulamaya geldim..

Ha.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Gönderilmemiş Mektuplar-2











Yar, dedim; yara açtın bağrımda..
Yar olmanın şanından mıdır bu?
En çok da özlemi kuşandım, her yara aldığımda; en çok da, en uzağımdakini çok sevdim..
Adını 'yar' bildiğim; uzun bir kış hüküm sürmekte şehrimde. Uykusuz gecelerime kış yoldaşlık etmekte.. Gündüzleri, sen gibi bir yalancı güneş, kandırmakta bahara acıkmış yüreğimi.. Geceleri ayaz mı ayaz, vurmakta çatıları, pencereleri..
Bitmeyen kışın solgun saatlerinde, bir yolculuk düşü konduruyorum düşlerime.. Her şarkı biraz sen oluyor, her şiir biraz ben.. Ve yollara vuruyorum kendimi..
Hiç ulaşamıyorum şehrine. Aramızda dağlar, denizler, değil engel.. Sen orada, en uzak halinle. Gülüşünü örtüyor gölgeler.. Yüzün karanlıkta.. Ses gelmiyor seslenişlerime..
Bir ceza mıydın, diyorum kendi kendime; bir ceza mıydın da, ben bir ömür senin hapsinde..
Ne sitmemim var sana, ne serzenişim. Gönüllü çıktığım bu yolda, mükafatım sensizlik olsa da, bilirim ki, vardır her şeyin bir nedeni.
Sen bir ömre bedellendiysen, kabullenmek düşer benim de payıma..

Ha.

Gönderilmemiş Mektuplar-1

Yağmurda ıslanmış gibiyim..
Çok uzun yağmurlarda.. Aralıksız yağan, göz gözü görmez bir yağmur..
Dilimin ucuna gelip de söylenmemiş, söylenememiş bir yığın kelimenin tutsaklığındayım gecelerdir..
Beni anlamadın..
Sahi, beni neden anlamadın?
Anlamak da bir marifet işi (mi?)
İnsan, kimi anlar en çok?
Sevdiğini mi? Değer verdiğini mi? Yakınındakini mi? Güvendiğini mi? Anlamak istediğini mi yoksa?
Belki de anlamak istemedin..
Öyle çok soru var ki içimde..
Doğru zamanda sorulsaydı, belki cevap alırdım..
Zamanı geçmiş sorulara yanıt aramak boşuna..
Ne çok yaşanmamışlık var aramızda..
Ne çok kırık hayal..
Ne çok uzun geçmiş..
Bir yağmurda bıraktın beni; dinmeyen bir yağmurda..
Puslu bir sabahta..
Yorgun bir akşamda..
Bir hüznün eteklerindeyim şimdi..
Çayı, demli; yari, uzak severim, diyordu biri..
Sence de öyle mi?
 

Ha.