24 Mart 2013 Pazar

Yenilgilerimi Kutsuyorum..

Bütün yenilgiler bir dönüşü getirir, ama her yenilgi aynı dönüşle sonuçlanmaz..
Kırık dökük kelimelere, ucu bucağı kayıp hayallere, umudunu yitirmiş bekleyişlere, naif serzenişlere, ilacını gönderir zaman.
Evet, yenilgidir belki; belki dönüştür, ama giderkenki senle, dönerkenki sen aynı kişi değilsinizdir artık..
Dönüş yolunda karşılaşırısınız, gözlerinde hala küçük bir parıltı taşıyan, yüreğini yollara yatırmış o acemi kızla.. Üzülürsünüz bir an.. Tutup elinden kaldırmak istersiniz.. Ama eliniz kolunuz bağlanırken, diliniz de mühürlenir..
Siz o yolu çoktan geçmişsinizdir.. Çaresiz, kabullenilmiş yenilginize sarılarak yolunuza devam edersiniz..
Kim kimi aldatmıştır ya da kim yanılmıştır; beklemeyi seçen mi, yenilgisiyle barışmayı tercih eden mi?.. Cevabı meçhul bir soru daha kimliğinize eklenir....

Ha.

Birini sevecek olsam, yürekten sevecek olsam birini, tutamam dilimi, pattadan söylerim, onu deliler, deliler gibi sevdiğimi.. Cahit Koytak


Yılların çarmıhında vücudumu günler, taşa tuttu, çivilenip kaldı ufkumda.. Mevsimler var, yağmur bulutu. Kapalı kaynar tencerem bilinmez, et mi pişer, dert mi pişer.. / Behçet Necatigil


'Aşık der, incitenden / İncinme incitenden / Kemalde noksan imiş / İncinen incitenden.'

'Aşık der, incitenden / İncinme incitenden / Kemalde noksan imiş. / İncinen incitenden.'

Bunu ben bir diş hekiminden dinledim. Ona da Alvarlı Efe söylemiş. Bu dizeleri bana incinmişliğinin dip müziği olarak fısıldadı. Dedi ki: Dünya incitenlerle dolu. Ama olgunluk incinmemeyi bilmekte. Kin tutmamakta. Bağışlamakta. Şimdi içimde yün eğirir gibi bir sabır eğiriyorum kendime. Sövene dilsiz gerek diyerek. Öfkenin kor ateşini, içimin dehlizlerinde soğutup adam ederek. İnsan bu, bir sözden, bir halden, bir dudak kıvrımından inciniyor. Bazen bir susuştan, bir dalgınlıktan inciniyor. 'Bir bulutun yer değiştirmesinden' alınıveriyor. Sen ol ki incinmemeyi başar. Sen ol ki inciten senin yüzünde yeni bir hayatı okusun. Ol ki öfkeden oklar saplanmasın ruhuna, ol ki intikam seni esir almasın. İnciten ne yaptığını bilmiyor ama bak sen biliyorsun. Bırak kin kindarların, hınç zalimlerin, kötülük kötü kalplilerin olsun.

Kemal Sayar

Ateşte Unutulmuş Ferman / Murathan Mungan














Herkes kendi ateşini başkasının cehenneminde sınar,
Kendi külünde söner bütün rüzgârlarına yazıldığın akşam..

Ateş tadında kum tadında kalarak,

Derinleştirir bazı ayrılıkları zaman..

Al ağrını git buradan,

En uzun eylülü ömrümüzün.

Uyutmuyor seni ne kömürleşmiş bu gurur

Ne göğsündeki kaplan..

Seçilmiş taş milyonlarca taş arasından,

Başını vurduğun..
Çok gençti genç olmak için bile.
Kendi zamanına muhtaç,
Kendiyle dalgın..

Daha yolun başında görülüyordu

Menzilindeki noksan..

Ömrünce sızlayacak

Kayıplar sarayında ateşte unuttuğun ferman..

Murathan Mungan

Hüzünlü Gezinti Güvertesi / Birhan Keskin


I

Kimbilir hangi ürkek mevsimi alırsın
gizlice odalara,
Saçların balkonları terk edeli kimbilir

ne kadar olmuştur?
-annene göstermeden aşağı akardı saçların
Kaç kez eksilip çoğalırsın dişlerini fırçalamayı
ezbere bildiğin günlerde…

Mor bir kedi geceyi sıyırarak geçiyordur,

kuyruğunda teneke yıldızlar..
Düşlerinle buluşurken lanetli aynalarda,
Söylesene hangi ürkek mevsimi alırsın
gizlice odalara?…

Ne gece yer rüşveti ne ben.

Söz! Annene söylemem…

II


Yüzüm,

hangi dağa baksam
içinde öfkelerinden habersiz
korkunç atlar gezdiren,
bu sessiz , yıldızsız.
yüzüm..
Hangi yola çıksam,
bu yetim avlusu , bu ateş
bu ağlamaklı şey…

III


Hiç gürbüz

hiç pembe yanaklı
sayfalarımız olmadı mı bizim?
Biz hiç mavi kalacak bir mevsime
çıkmamış mıydık yorgun yokuşlardan
kışın?

Kendiliğinden gelen sözcüklerin misafirliğini

ne çok severdin,
Nasılsın?…
Bugünlerde ben iyi gibiyim;
yorgun gri kaideler arasında,
hüzünlü bir yeşilim..
Ya sen…
Sen… Nasılsın?
Göğsündeki ağrılar nasıl?
İyi misin?
IV


Ben hangi kelimeye açsam ağzımı,

Ben hangi kelimeyi nereye koysam,
Bir sonbahar konaklar sesimde.

Ben hangi kelimeyle girsem akşama,

Ben hangi kelimeyle nereye gitsem,
Yokluğunun renginde depremler düşer boynuma.

Ben hangi yaprağın ince hüznüyüm,

Sen hangi sersem haydut…

Birhan Keskin

Biz / Haydar Ergülen

17 Mart 2013 Pazar

Muhabbet sürermiş, bir rüzgar kadar.. / Sezai Karakoç


Uçurtmamı rüzgâr yırttı dostlarım!
Gelin duvağından kopan bir rüzgâr...
Bu rüzgâr yüzünden bulutlar yarım;
Bu rüzgâr yüzünden bana olanlar...

O ceviz dalları, o asma, o dut,
Gül gül, mektup mektup büyüyen umut...
Yangından yangına arda kalmış tut.
Muhabbet sürermiş bir rüzgâr kadar.

Sezai Karakoç

1 Mart 2013 Cuma

Ali Ayçil / Yenilgiden Dönerken

Uzun zamandır bekliyordum Ali Ayçil'den bir kitap. Bir yıl olmuş kitap yayımlanalı. Büyük bir üzüntüyle bunu fark ettiğim de neden bu kadar habersiz kaldığımın cevabını bulamadım.. Okumak bu zamanda kısmet olacakmış, tesellisinin arkasına saklanmaktan başka çare yok sanırım.
Kovulmuşların Evi, Sur Kenti Hikayeleri, Ceviz Sandıklar ve Para Kasaları'ndan sonra, yenilgisini kabullenmiş bir insanın, dünyaya bakışı, hayatı sorgulayışı dökülmüş yazarımın kaleminden.. Bana yar olan, yar olduğu kadar da maalesef dar olan kitaplığımda, okunanların arka sıralarda yer alması ve gözden ırak olması da sanırım biraz sebep olmuş Ali Ayçil ile aramıza mesafe girmesine.
Uzun lafın kısası, söze hacet yok; anlatsın yazarımız kendi dilinden biz de okuyalım..

'Kim hatıraların yükünü yalnız başına taşıyabilir ki?' sadece bu cümle bile içinden bir hikaye çıkarabilecek derinliktedir aslında..

'Oraya gittim, çünkü kendimi kendi üzerime atılmış bir suç gibi hissediyordum.'

'İç geçirerek kartpostallara baktığım yılların sayısı yirmiyi geçti.Kentlerin ve ülkelerin benimle oynadıkları oyuna son veriyorum artık. Evet, Sibirya! Soğuk olduğu için, ıssız olduğu için, umutsuzluk içinde kaybolup gitmemi kolaylaştıracağı için, gidip dünyanın çatı katına yerleşmeye kararlıyım.'

'Düşünmek insanı kararsızlaştırır, cesaretini kırar ve sonunda içi hep aynı kent tarafından doldurulan şu kötü alınyazısına teslim eder.'

'İnsan güneyde bir şarkı dinlerken, alınyazısına biraz daha keder eklenir.'

'İnsan Yemen'de bir gülüşü düşününce, alınyazısına üç harf daha eklenir.'

'Nesnem çok, alıcım yoktu. Yönlerine dönmekten yorgun bir pusula gibi, kadranımı kendi alnımın üzerine uzattım; daha pazarlığa başlamadan kapandı pazar. Kederlendim, sustum, açıkta kalmayayım diye en güvenli yere, kendi dilimin altına saklandım...'

'Hiç durmadan konuşuyordu insanlar; bütün boşluklar kelimeyle dolduruluyor, bütün evler kelimeyle diziliyor, bütün can sıkıntıları kelimenin üzerine atılıyordu. Telafi edilecek gibi değildi, çaldırılınca açılmayan bir telefonun çektirdiği ızdırap. Biri birazcık susacak olsa, daha oracıktayken herkes unutuyordu onu; en çok da kimse sahibini unutmasın diye açılıyordu ağız.'

'Oysa ben aşk desem küle dönecektim, kül desem küstürecektim közü. Kimseye yük olmayan bir cümle kurmak için beyhude arayıp durdum ağzımı. Sonra tutup şu büyük gökkubbenin altında yalnızca suskunların anlaşmasına yarayan apayrı bir dili ezberledim. Sustum ve herkesle konuşmaya başladım.'

'Söylesek kim inanır, çatlattığımız taşlardan çıkan sesi: Önce sen kırıl!'

Kitabın geri kalanını da merakınıza bırakıyorum.. İyi okumalar.

Ha.