30 Eylül 2013 Pazartesi

Söylence / Haydar Ergülen














Akdeniz gülüşlü bir çocuk olsaydın,
Ağzının kıyısında uçarılıklar biriktiren.
Yüzünde bin bir haylazlıkla sevseydin beni,
Yüreğinden beyaz kuşlar uçardı yüreğime..
Dokundukça portakal çiçekleri dökerdi, sevilmekten ürpertili dingin  gövden..
Ah çocuk ah kadın ah sevgili...
Sözlerin aşkı anımsatsa da,
gülüşünde onmaz acılar gizli..

Haydar Ergülen

29 Eylül 2013 Pazar

Uçurumları sevenin, kanatları olmalı.. / Nietzsche

En derin yaralarla başlar en derin gülücükler. En yüksek uçurumlardan düşerken öğrenirsin uçmayı. En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşamayı...

F. Nietzsche

Kalır..










Gitmekle gidilmiyor ki.
Gitmekle gitmiş olamazsın;
Gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır..

Cemal Süreya

28 Eylül 2013 Cumartesi

Ne Çok Şey Yarım Kaldı..

Ellerimi açıyorum; boşluk.. Yüreğimi açıyorum; boşluk.. Hüznün ritmik dalgalarında bir o yana bir bu yana.. Zaman, alıyor benden sevdiklerimi.. Zaman, diyorum.. Üzerinden zaman geçtikçe iyileşen yaralar yalan oluyor.. Yaralar acıyor, yaralar küfleniyor, yaralar bekledikçe çörekleniyor yüreğine insanın..Yerini seven çiçekler gibi değil, öyle değil.. Yapışıp kalıyor yaralar, içimin en içine.. Özlemek, tuz; özlemek, yaraya tuz üstüne tuz.. Beklemek, bir umutsuzluk girdabında.. Beklemek.. Rüyalar boyunca, hayaller boyunca, uçsuz bucaksız bir sessizlikte beklemek.. Sonu olmayan bir yolculuk gibi belki de sevmek.. Yol boyu devam etmek, ama geride bırakmak hep sevdiklerini, özlediklerini, umduklarını, bulamadıklarını.. Sonu olmayan bir yolculuk gibi, sevmek; ve yola devam ederken, içini usulca çekip, çok yazık oldu, ne çok şey yarım kaldı, demek...

Ha.

Aşka Reddiye / Hüsrev Hatemi

Kapılmayı göğün maviliğine,
Bir güneşle bütün bir gün mutluluğu,
Unutalı yıllar geçmiş aradan.
İnansaydım sana eskisi gibi,
Hatırlat derdim belki yine..
Sen yoksun ey aşk, insanlar arasında yangın yerleri,
Kısa yakınlıkların yıkıntıları var..
İşin kötüsü daha sevginin başında,
Ellerinde hesap cetvelleri,
Kar ve zarar hesaplıyor insanlar...
Kişiler acıyacak ve kin duyacak
Ve sevecek de bir zaman,
Fakat sürekli sevgiler sağanağını sildim aklımdan..
Bir zaman resmin olan cebimde ey sevgili!
Şimdi dörde katlanmış ilk kolesterin tahlili.
Ve aslı olmayan bir şeye, beni bunca yıl inandırdı diye, dargın öleceğim Fuzuli'ye.
Aşk.. Yoksun sen, seni biz uydurduk,
Saatleri unuttuk, aklımızca zamanı durdurduk.
 
Hüsrev Hatemi

Kuş Koysunlar Yoluna..

Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu?
Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum, dönüp gelip kendime yerleşemiyorum,
kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer...  Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık, kendi kendine nasıl da eğlenir. Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına, niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına, niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
"Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş.

Nilgün Marmara

27 Eylül 2013 Cuma

Hayatın özetini çıkardım: Beklemek.. / Mithat Cevher

Geçen akşam karşılıklı sohbet etmeyi çok özlediğimiz bir dostla buluştuk.
Birikmiş konular, sohbet muhabbet derken… Saate bir baktık; gecenin 2.30’u.
Hoppala… Yahu daha bazı konulara sıra bile gelmemişti.
Hem… Hani artık yaz bitiyor, geceler uzuyordu?
Bu muydu uzaması?
...O anda düşündüm;
Galiba, “Dört mevsim vardır… Yaza doğru günler uzar, kışa doğru kısalır” türünden bilgilerimiz de, en az, faytonların balkabağına dönüştüğü, prenslerin ayakkabının tekiyle prenses aradığı masallar kadar masal…
Hastalıklar, gurbetler, yoksulluk, yalnızlık vb. birçok dertle boğuşup durduğumuz şu hayatta, aslında iki mevsim var:
Biri "özleme" , diğeri "buluşma" mevsimi.

Özleme mevsiminde gündüzler de uzuyor, geceler de.
Buluşma mevsiminde ise gündüzler de kısalıyor, geceler de…

M.Emin Kazcı

26 Eylül 2013 Perşembe

Dalai Lama’nın hayat için 18 altın kuralı












Tibetlilerin sürgündeki kutsal lideri ve 1989 Nobel Barış Ödülü sahibi 
Dalai Lama‘nın hayat için 18 altın kuralı:

  1. Unutmayın ki büyük aşklar ve büyük başarılar, büyük riskler taşırlar.
  2. Kaybetseniz bile kaybınızdan ders çıkarmayı bilin.
  3. 3s‘yi aklınızdan çıkarmayın: Saygı, kendiniz için… Saygı, diğerleri için… Sorumluluk, yaptığınız her şey için..
  4. Unutmayın ki bazen istediğinizi alamamanız aslında sizin için büyük bir şans olacaktır.
  5. Kuralları öğrenin, böylece onları daha kolay ve etkili bir biçimde çiğneyebilirsiniz!
  6. Küçük bir anlaşmazlığın iyi bir arkadaşlığa zarar vermesine izin vermeyin.
  7. Bir yanlış yaptığınızda, gecikmeden bu yanlışınızı düzeltecek adımlar atın.
  8. H er gün yalnız başınıza biraz zaman geçirin.
  9. Değişime kollarınızı açın, ama elinizdekileri kaybetmemeye dikkat edin.
  10. Sessizliğin bazen en iyi cevap olduğunu unutmayın.
  11. İyi ve onurlu bir yaşam sürmeye çalışın. Böylece, yaşlandığınızda geçmişinize bakar ve yaşadıklarınızdan tekrar tekrar keyif alırsınız.
  12. Evinizdeki sevgi dolu atmosfer hayatınızın temelidir.
  13. Sevdiklerinizle anlaşmazlığa düştüğünüzde sadece o anı çözmeye çalışın, eski olayları gün yüzüne çıkarmayın.
  14. Bilginizi, bildiklerinizi paylaşın. Bu, ölümsüzlüğe giden bir yoldur.
  15. Dünyaya karşı nazik olun.
  16. Senede bir kere, daha önce hiç gitmediğiniz bir yere gidin.
  17. En iyi ilişkinin, birbirinize ihtiyacınızdan daha çok değer verdiğiniz ve sevgi gösterdiğiniz ilişki olduğunu unutmayın.
  18. Başarınızın değerini, onu elde etmek için neleri feda ettiğinizle ölçün.



25 Eylül 2013 Çarşamba

"Yaralanmayı, yaralarımı sıkça kanatmayı ve kendimi anlatamamayı sevdim..."














“zamanla alışırım” dediğim ne varsa çullanırken üzerime,
ben adımlarımdan kaçmanın imkânsızlığında durakaldım.
Her akşam çöküşünde aynı cümlelerle baktım batan güneşe
ve o an saygıyla dinledim ben başıma üşüşen tüm safsataları.Yaraları derinde olanların acılarını kimse farketmiyor diye dedim çoğu zaman kendime:
“eğer dönemiyorsa insan yürümekten bahsetmeli; hep ileri, doğu’nun uç bölgelerine, uçurumların önünü kestiği düzlüklere.”
Yıldızlar beni duymuyorsa doğru değildi her gece onlara seslenmek, giden geri gelmiyorsa, doğru değildi günün her saati adını anmak..
Kapılar açılmıyordu mâdem önümde, ben o kapıları tek tek bulup tek tek çalmalıydım açılana dek, ya da açtırmanın bir yolunu bulmalıydım,
daha olmadı kendi kapımı kendim yapmalıydım.
Kapıya ben kilit olmalıydım belki; o kapının gizi, gizemi...
Kendi açılan kapıların açılma vaktini de bir ömür beklemeyi bilmeliydim belki de...
Vakti dolmayan gün yüzüne çıkmıyor, gözler önüne serilmiyordu çünkü.
Vakti dolmayan çağrılmıyordu huzura.
Vakti dolmayan, vaktin dolacağını vakit dolmadan göremiyordu..
Eski olanı seçtim hep, ben eski olanı yakın buldum kendime,
incinmiş olanda bir derinlik, kırılmışta bir incelik sezdim hep,
bu yüzden kırılmayı hoş saydım, hoş baktım kırılmaya hep.
Garîb kalmayı insanlar arasında, garîpsenmeyi çokça, garîplerle anılmayı sevdim;
sevdim ben aksayarak yürümeyi, belimi bükmeyi, boynumu eğmeyi,
sesimi kesmeyi, bakışlarımı yerde gezdirmeyi, hiç görülmemeyi, bilinmemeyi,
gülümsemekle yetinip, gözyaşımla yıkamayı gecelerimi ve dertlerimi sevebilmeyi sevdim.
Taşıyamam sandığımı “
verilmezdi” diyerek bir adım daha götürebilmeyi,

bir kalem bir kâğıt ile sözü görülür kılma yeteneğimi sevdim.
Sorgusuz inanmayı, suyu bulandırmamayı, soruların kaosundan uzak durmayı seçtim..
Umutsuzca sevmeyi, güle değil dikenine vurulmayı,

yaralanmayı, yaralarımı sıkça kanatmayı ve kendimi anlatamamayı sevdim.

Gönül yazım!
nûn hakkı için söyle,
uzakları yakın eylemek için
ne yapmak lazım???


Şiraze


Kalbim Zaten Kırık; Beni Kırma, Demiştim...


19 Eylül 2013 Perşembe

Eylül... Yaralarımın otağı, sırdaşım, arkadaşım.. Yağmurlarına dalınca gözlerim, yolları nasıl da çağırır sesin.. Eylül... Mevsimi saklanışlarımın.. Ayrılıklarımın dem tuttuğu sızılarım.. Nasıl sığdırırsın bunca yalnızlığı yüreğine, Eylül.. Eylül.. Zamansız kaçışlarım, aldanışlarım.. Ha.




Bana yollardan bahsedin artık, büyüsün yalnızlığım.. / Turgut Uyar


'Acıyan yerlerini öpecek biri varsa hayatında, düşmekten korkma..'













Acıyan yerlerini öpecek biri varsa hayatında...

Önemli olmaz düştüğün yerler, atıldığın kuyular, aldığın yaralar, yalan çıkan bildiğin tüm doğrular..
İşittiğin tüm kötü sözlerin yeri bile çabuk iyileşir o zaman...
Nasihat etmeden, küçümsemeden dinleyen, anlatırken bile geçecekmiş gibi gelen, yuva sıcaklığında bakışlarıyla içini ısıtan..
Seni olduğun gibi kabul eden, değiştirmeye çalışmayan...

İstediği kalıplara uymasan da seni sevmekten vazgeçmeyen biri varsa eğer...
Korkma incinmekten..
Bırak sıyrıklar olsun dizlerinde!..
Öper ve geçer...!
"Acıyan yerlerini öpecek biri varsa hayatında düşmekten korkma!"

Alıntı