19 Kasım 2013 Salı

Önüm arkam, sağım solum sobe, diyorum. Kimseler yok. Sobeleyecek kimseler yok.. Ben de duvardaki tabloyu, çekmecedeki düğmeleri, pencereden görünen evleri, yoldan geçen arabaları sobeliyorum. Sonra kaçıp saklanıyorum kendime. Kimse beni bulmuyor, bulamıyor işte.. / Şiraze










Ne çok acı bitiktiriyoruz.. Hep acı mı biriktiriyoruz? Acılar mı büyütüyor bizi, acılar mı dolduruyor böyle içimizi, acılar mı değiştiriyor bir zamanlarki her şeyimizi?
Ne çok acı biriktiriyoruz...
Her dolabın içinde, her sandığın bohçasında, her çekmecede, her defterin birçok satırında, yatak çarşaflarının yamalarında... Ne çok acı biriktiriyoruz biz..
Oysa gülen gözlerimiz vardı, derlerdi “ne çok yakışıyor size tebessüm."
Koşarak inerdik merdivenleri, müzik ruhumuzun gıdasıydı, satın aldığımız her kitabı bir solukta bitirecek bol zamanla çevriliydik; sinemalara gider, tiyatro üzerine alkış tutardık... Biz en mutlu olduğumuz zamanlarda bile tebessüm arasına gözyaşı koymayı bir huy edinmiştik. Severdik, sevilirdik bir de... şimdilerde sadece telâşlarımız var hayat üzerine. Hayat şimdilerde telâş üstüne telaş.. Bu telaş ile ne kadar yürüyebilirim, ne kadar toplayabilirim güzellikleri?.. Ben acının hangi asrında, hangi sarayının ahşap korkuluğunda, hangi duvarının çatlağında, hangi “bulunmaz” denen kumaşının renginde..
Kendime tutunma vaktindeyim.. / Şiraze