29 Aralık 2014 Pazartesi

Seni Sevdim..











Seni sevdim. Seni birdenbire değil, usul usul sevdim.
"Uyandım bir sabah" gibi değil, öyle değil.
Nasıl yürür özsu dal uçlarına,
Ve günışığı sislerden düşsel ovalara.
Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim.
Mevsim kirazlardan, eriklerden geçti yaza döndü.
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu.
Adın ölmezlendi, bir ağız da benden geçerek.
Soludum, üfledim, yaprak pırpırlandı, Ağustos dindi.
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi.

Gülten AKIN

24 Aralık 2014 Çarşamba

Kar Tanesi'ne..

Fotoğraf için Kar Tanesi'ne teşekkürle..
Karı bilir misin?
Ya kar kuşlarını?
Kara bata çıka yaşarlar..
Hayatı karlar altında ararlar..
Severler kapalı göğü.





Ve o gökyüzünün içinde, bulutların arasında, bir görünüp bir kaybolan siyah noktalara benzerler..


Bilir misin kar kuşlarını?
Güneşi severler mi bilmem, ama karlar altında mutludurlar..
Soğukta yaşama sarılırlar.
Ve en keskin yerinden yakalarlar zamanı.
Ona tutunurlar..
Ayazda kalmış kelimeler onlarındır.
Bıçak sırtı geceler.
Yaşama savaşı verdikleri her nefes, kıymetlidir..
Zordur. Ama 'kolay olan bir şey yok' demeyi öğrenirler..
Kar kuşları..
Kendi dünyalarında,
Yaralanmış kelimelerle devam ederler yaşama..
İncitilmiş renklerinden tanırlar birbirlerini..
Kol kanat gererler yalnızlıklarına..
Hayatın içinde, hayata inatla..

Ha.

Binlerce 'ah' düşürdün içime.. Zincirlesen bu ah'ları, ömrün yetmez. Bundan böyle 'ne gecen huzurlu ne günün aydın olsun.' Benim canım yandıkça, senin canın sağ olsun.. / Ha.


26 Kasım 2014 Çarşamba

Ömrümden kaç sonbahar geçtiğini kim saydı?..

Yitik bir ezgidir hayat; en içli notasında sonbahar yaprakları. Uçarı bir çocukluk. Saklambaçlarda kaybolup hiç bulunmamayı arzuladığım o uzak zamanlar.. Sadece düştüğüm için ağladığım, ama düşmenin henüz ne olduğunu hiç mi hiç bilmediğim zamanlar.. Ve sonra. Çok sonra. Kavak yelleri eserken başta. Bir gençlik rüyasıyla, ilk gençlik rüyasıyla vurulup, vurulup da bütün ömrüme bedel olan zehir zemberek yıllar.. Sahi neler kaybediyor insan, büyüme savaşında ya da büyüyor mu gerçekten? Geçiyor sonbaharlar, kışlar. Yine yaz yine bahar.. Ne zaman büyüyor insan? Yüreği çok derinden yaralandığında mı? Kayıplarıyla yüzleştiğinde mi? Pişmanlıkların bohçası açıldığında mı? Ne zaman saymaya başlıyor insan ömründeki sonbaharları? Kışa yavaş yavaş yaklaştığını anladığında mı? Ne zaman vazgeçiyor insan takvimlere bakmaktan? Yıllar sayılamayacak kadar hızlandığında mı? Ne zaman anlıyor insan? Ne zaman susuyor? Ne zaman 'hayat böyle bir şey işte' demeye alışıyor? Ve ne zaman kızmamayı, bakıp geçmeyi ve sadece gülümsemeyi, öğreniyor? Ömrümden kaç sonbahar, kaç kış, kaç acı, kaç ayrılık, kaç yangın, kaç tükeniş, kaç vazgeçiş, kaç veda geçtiğini kim saydı?.. / Ha.

Serin geceler. Uykusuz sabahlar. Henüz sararmadan dökülen yapraklar. Yaz düşleri. Düş kışları. Bir yolculuktur hayat. "Su akar, yatağını bulur." Her şey, olması gerektiği gibi olur... / Ha.


1 Kasım 2014 Cumartesi

Gönderilmemiş Mektuplar-10 (... ve yağmur dindi, çünkü her yağmur bir gün diner.)


Seslenmesiz bir mektup bu. Seslenecek kimse yok. Yırtılmış fotoğraflar, silinmiş satırlar.
Unutulmuş hatıralar. Geçmiş yok.
Sen, en güzel rüyalar. Rüyalarım yok.
Sen, kalbimde ince bir sızı. Sızım yok.
Sen, gözümün daldığı her nokta. Dalgınlıklarım yok.
Sen, geceye yazılan dualar. Dualarım yok.
Sen, yarım kalan bir hikaye. Hikayem yok.
Sen, bir kolyede gizlediğim aşkım. Aşk yok.
Sen, yağmurlara adanmış yolculuklar. Yağmur yok.
Sen, türkü türkü mırıldandığım yangınlar. Türkülerim yok.
Sen; 'an' larım, yüreğime sığmayan zamanlarım, heyecanlarım. Yok.
Baştan sona yokladım da yüreğimi.
Nefret, yok.
Öfke, yok.
Kin, yok.
Özlem, yok.
Sevgi, yok.
Aşk, yok.

Bu sana gönderilmeyecek son mektup.
Çünkü artık içimde sen yok.

Ha.

28 Ekim 2014 Salı

Bil ki, benimkisi, çok yerde yapılmış tek bir yanlışlık.. / Şiraze

"Ben sana verdiğim her 'günaydın' ı, bilsen de bilmesen de tek tek geri aldım.."

İnanacaksın önce sen her söylediğine, sen kendin güveneceksin önce kendine ve sen emin olacaksın ne olduğundan tümüyle.. Benim inanmadığım senin varlığın.
Varsa gitmek hep fikrinde, sevmeyeceksin, ola ki sevdin yakıp gemileri gitmeyeceksin, her şeyden önce kendinle halleşeceksin ve her gerçeği söylemekle bütün meseleleri hallettiğini zannetmeyeceksin...
Belki bilirsin, ölümcül kazalar en çok düz yolda olur. “asla” dediğin ne varsa bir şekilde ansızın gelip seni bulur ve “keşke”ler yoldaşın, vesveseler sol yanın, dimâğ da uyuyan tarafın olup kalır; hesap vermeden sıyrılacağını sandığın an, yanarsın; ya burada şimdi, ya da nihâyetinde vaktin, emin ol kendinle yüzleşeceksin.
Hiçbir şey kolay değil, hiçbir şey yalın değil, hiçbir şey değil kusursuz; ille de O... Göremiyorsan ahengi, duyamıyorsan kutsî melodiyi, hissedemiyorsan eşsizliği; yazık sana ki, terk edilmişsin.
Doğru olanı mı yapmaktır zor olan, doğruyu kısa yoldan söyleyivermek midir?
Nedir insanın en çetin bulduğu yol ve neden hep sarp yamaçlara tırmanmayı tercih eder insan?
Dedim: anıların içinde kimseyi bulamazsın.
Ve dedim: kimseyi o anıların içinden çıkarıp karşına oturtamazsın,
Yine dedim: kimseye daha önce söylenmişleri yeniden söyleyemezsin ya da yeni hiçbir şey ekleyemezsin söylenmişlere.
Ben dedim: anıları değiştiremezsin, birini bile yerinden oynatamazsın, onların yerine de bir yenisini koyamazsın...
Hep dedim: biten bitmiş, yazılan yazılmış, söylenen söylenmiş, yaşanan yaşanmıştır.
Yolun kenarında dur ki, ardından gelen sana takılıp düşmesin.
Ey sen!
Bırak beni. Bırak dinleneyim...

Şiraze

5 Ekim 2014 Pazar

Hikayeler topluyorum hayatımdan.. Hepsi bir araya gelse, "bir" etmeyecek hikayeler.. Sonu hiç gelmeyen; kahramanları eksik hikayeler.. Aylak kaldırımlardan, yol üstü parklardan, deniz kenarlarından, sararmış yapraklardan, hüzünlü akşamlardan topladığım hikayeler.. Hikayelerim var, alır mısınız, diyorum, yok fiyatına. Kimse oralı olmuyor. Herkes kendi hikayesiyle öyle meşgul ki, kimse başka bir hikayenin tanığı olmak istemiyor.. Belki anlatılsa, tamamlanacak yarımlar; bir şahidi olsa kanıtlanacak yaşanmışlıklar.. Çünkü öyle eksik, öyle boynu bükük, öyle yalnız hikayeler.. Hikayeler topluyorum; yaralardan, kaçışlardan, adına aşk denilen yalanlardan.. Var mı almak isteyen?.. / Ha.


İçimde ne varsa öldürdün.. Aşka dair, sevgiye dair; inanca, umuda, güvene, iyiliğe, güzelliğe dair ne varsa öldürdün.. Senden sonra karşıma çıkacak olan bütün insanların katilisin sen. Aldığın 'ah' la, kırdığın 'can' la, gidişinin ardından bir türlü toplanamayan bu yıkımla; yüzün ne kadar güler bilmiyorum... / Ha.


Susmaktan yapılmıştır bazı anılar, yüksek sesle okunduğunda dağılırlar.. / Murathan Mungan


29 Ağustos 2014 Cuma

Yağmur Duası / Sezai Karakoç

YAĞMUR DUASI
Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şey  bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler

Bir yağmur bilirim bir de kaldırım
Biri damla damla alnıma düşer
Diğerinde durup göğe bakarım
Ne şehir ne deniz kokan gemiler
Bir yağmur bilirim bir de kaldırım

Nedense aldanmış bir gece annem
Bir kadın gömleği giydirmiş bana
İşte vuramadı gökler bana gem
Dinmedi içimde kopan fırtına
Nedense aldanmış ilk gece annem

Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
Ortalıkta ölüm sessizliği var
Bana ne geldiyse geldi yukardan
Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar
Biri çıkmış gibi boş bir mezardan

İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükür ki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar

Yağmur duasına çıksaydık dostlar
Bulutlar yarılır gökler açardı
Şimdi ne ihtimal ne imkan var
Göğe hükmetmekten kolay ne vardı
Yağmur duasına çıksaydık dostlar

Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler

Sezai Karakoç

28 Ağustos 2014 Perşembe

Gönderilmemiş Mektuplar-9

Kendini tekrarlayan bir melodi gibiyim nicedir..
Aynı nakaratta takılı kalmış bir ezgi..
Perdeler kapalı. Kapılar örtük. İçimin zindanlarında misafirim.. Bir yağmur yağsa, diyorum. Bir sağanak patlasa. Bir gök dolusu saçılsa yüreğim.
Biter mi o zaman dersin?..
Acının bin bir türlü rengi var. Bilirim. Acı demeye varmaz dilim. Acısı vardıysa yaşanmışlıkları da vardı.
Sen vardın mesela. Ben vardım. Biz olamasak da..
Aynı şehirde uykulara dalmasak da aynı "günaydın" larla uyanırdık sabahlara.. Yollar, dağlardan değil, kalbimin üstünden geçerdi mesafeler uzadıkça..
Ben hep sana yazardım. Hep sana anlatırdım. Mektuplar boyunca uzayıp giderdi yalnızlığım.
Evet, yalnızlığım.
Sana bağlanışım. Karşılıksız kalışım. Kendimle bitmeyen savaşım.
Ve hiç olmadığının farkına varışım...
Şimdi kim okur bu satırları?
Kim dinler beni aysız gecelerde?
Hayatın sisleri içinde kaybolup giderken ömrüm, "Gönderilmemiş" bir mektup daha eklerim söylenmemişlere. Söylenmeyeceklere..

Ha.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Sen benim en eski "düş" ümdün.. Yıllar, yıllar sonra gerçekleşmeyeceğini anladığım; ama bir türlü uyanamadığım bir düş.. Yollar geçti. Anılar geçti. Yaşananlar, yaşanmayanlar geçti. Denizler, dağlar geçti. İklimler değişti. Büyüdü çocuklar. Toprağa karıştı elimden tutanlar. Ellerimden umut geçti. Ayrılıklar geçti. Kavuşmalar geçti. Ayrıldı sevgililer. Birleşti sevgililer. Benim yüreğimden neler neler geçti. Yağdı yağmurlar. Dindi yağmurlar. Aldatmalar geçti. Aldanmalar geçti. Başları önünde insanlar, kayıplarını kabullenip hayata devam etti. Hayat geçti... Adını aşk koydum. Aşk geçti.. Bir soğuk dağ kaldı kalbimin yerinde. Bir o geçmedi.. / Ha.


"Geceye katran çal, acıya hüzzam; Ah edersem, tutmasın elim, tutulsun dilim.. Ey kemankeş, durma vur, nasılsa bu sine vurgun.. Nuru düşsün düşlerin, kor olsun; seni görmesin, kör olsun.."

"Kaybetmekten korktuğum şeylerin, aslında hiç benim olmadıklarını çok geç fark ettim.."

24 Ağustos 2014 Pazar

Hani “ne yaparlarsa yapsınlar hep çok sevdiğin insanlar” var ya, Onların seni en çok üzenler olması, ne garip.. / İlhan Berk


Az mı sevildim, çok mu yitirdim; nedir ilmî gerçekleri aşk bağımlılığımın ve bendeki bu eksiklik hissinin tanımlayanı konumundaki duyarlılığın bana ödettikleri, bana söyletemedikleri? Bir çeşit nirân, viran, hüsrân ve nâlân. Bu gezinmelerim var ya benim, ey pınarlı hülyâm! Sende bulduğumu saklayacak bir hoş makâm tutamayışımdan... Bazen işte kimsesiz sanır insan kendini; kızar, kırar, yanarken yakar, yapayım derken yıkar; bir de benim seni özlediğim gibi özler.. Bazen en tanıdığı şehirler değişir, yabancısı olur üzerinden zaman geçmiş en bildik mekânların; zaman akar insanın durduğu yerde, ondandır tüm değişimlerin gerisinde kalışı, kalışım.. Sahilimin beni aralıksız çağrısını dinledikçe buradan, bir kere daha ikna olacağım, inandıracağım kendimi mutsuzluğuma ya da mutlu olamayacağıma. Ne kadar düşünürsem düşüneyim, bu mutsuzluk hastalığının bana nereden ve nasıl bulaştığını asla çözemeyeceğim. Ben kendime her gün daha kızgın yaşayacağım, senden sebep daha bir haşin olacağım kendime. Zaaflarımdan sarkan cümleleri kopardıkça dalından; bu dünyaya kimin zaafı olarak damladığımı, hangi nehirden hangi denize varamadığımı sorgulayıp duracağım. Bu da benim çıkmazım, hasta ruhumu senden koparamadan böyle yaşamak... Kendi hatalarından utana sıkıla, unutmak tedavisini uygulamaya çalışırken, “unutma beni” demeyeceğim sana. Her denize baktığında beni bir daha, yeni baştan unut.. Ben sana uzaklardan hep bakacağım, elimi çekip bu dünyadan.. / Şiraze


13 Ağustos 2014 Çarşamba

"Camino" yaşanmış bir olaydan esinlenilerek filme aktarılmış bir İspanyol klasiği. Çok fazla mesaj içeriyor aslında. Uzun zamandır izlediğim ve etkisinde kaldığım ender filmlerden. Sorgulamak. Bazen çok önemsiz ve gereksiz belki de... Her şey yüreğimizin hissettiği kadar çünkü..


Bir kırık saz. Hüzzam makamı. İnceden taksim. Derinden de derinde cevapsız sorular. Artık vazgeçilmiş, ama hiç unutulmamış. Suskun. Bazen coşan, ama vazgeçilmiş sorular. Belki de cevapların önemi yok artık. Yolcuyu yol belirler. Yola göre şekillenir insan.Her şeyden önce yol olmak. Yolda kalmak. Ve yine düşmek yola. Heybende yığınla cevapsız soru. Devam etmek. Böyle olmamalıydı. Her şey çok farklı olabilirdi.. Yürüdüğüm yollar. Beklediğim duraklar. Boğazıma takılan düğüm düğüm acılar.. Her şey çok farklı olabilirdi.. Bir koca gökyüzünün altında, ayağıma takılan taşlar.. Seçtiğim ya da seçemediğim.. Bildiğim ya da bilemediğim.. Tanıdığım ya da aslında hiç tanıyamadığım.. Gittiğim ya da gidemediğim.. Sevdiğim ya da sevemediğim.. Yol ayrımlarım.. Kararlarım.. Yıllarım.. Her şey çok farklı olabilirdi.. Ama olmadı.. Öyle olmadı, böyle oldu. Normal bir hayat, çoktu belki de; ama nasipte yoktu. Her şey çok farklı olabilirdi.. / Ha.


Bir sevgili gittiğinde, ona baktığınız gözlerinizi de alıp gitmiştir. Bir sevgili gittiğinde, altında onunla dolaştığınız gökyüzünü de alıp gitmiştir. Bir kuş, bir sevgili... İnsan kaybettikleriyle insandır... / Tarık Tufan


Susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez.. / Tarık tufan

Bazen öyle sanıyor ki insan, eskisi gibi olabilir her şey..
Olmaz halbuki.
Olmaz..
Tüketip de geçtiğimiz onca şey eskisi gibi olamaz.
Ben sadece denemek istedim.
Farkındayım olmayacağının.
Ben hala gözlerini bıraktığım yerde arıyorum..

Tarık tufan

Olup Bitmeyen.. Geçip Gitmeyen...


22 Mayıs 2014 Perşembe

"Neler Anlatır Neler, Kısa Hikayeler..."


Bir kadın, gözyaşlarını silip bugün de akşam oldu diye geçirdi içinden ve usulca ocaktaki yemeğe yöneldi..
&&&
Bir adam yavaşça doğruldu yerinden, pencereden baktı. Böyle olmamalıydı, dedi kendi kendine.
&&&
Bir genç kız, okuduğu kitabın son sayfasında yüzünde hafif bir tebessüm; böyle şeyler sadece kitaplarda mı olur, diye düşüncelere daldı.
&&&
Delikanlı, kalabalığın ortasında mecburi hızla ilerlerken, tablası devrilmiş simitçinin umutsuz çırpınışlarına şahid oldu. Kimse farkında değildi. O da fark etmemiş olmayı tercih etti.
&&&
Oksijen cihazına bağlı hasta, pencereye vuran yağmuru ta ciğerlerinde hissetti. Son kez derin bir nefes aldı.
&&&
Yaşlı adam usulca ilişti sararmış çınar ağacının altındaki banka. Yüzünde yılların eskitemediği bir bakış. Göz altlarında dalga dalga izler. Her çizgi ayrı bir hikaye. Her derinlik ayrı bir yara. Usulca bıraktı kendini anılara.
&&&

Bir çocuk elindeki boya kalıntılarını temizlemeye uğraşırken ilişiverdi gözü, sokakta koşturan çocuklara. Oradan boya sandığına. İçinde adını koyamadığı bir garip isyanla.

&&&

İlk gençliğini geride bırakmış, yaşlılığa henüz adım atmış biri, bulutlu gökyüzünde ay ışığını görmek için zorladı kendini. Göremedi. Bu gece de yok. Belki yarın diyerek beklemekten vazgeçti.

&&&
Aşk hep böyle acıtır mı, dedi bir yeni yetme liseli. Acının sınırsızlığından habersiz. Islanırken yastığı, sessiz hıçkırıklarını bastırıp içine, örtünüp geceyi üstüne, indi yüreğinin kuyularına.
&&&
Sordu kadın. Sustu adam. Sustu adam. Sordu kadın. Benim yıllarım, dedi kadın. Emeklerim. Uğruna vazgeçtiklerim. Oysa insan seçerken ve vazgeçerken bunu biraz da kendisi için yapar. Kadın düşünemedi. Sustu adam. Geride duvarlarda yankılanan sert bir kapı sesi.
&&&
Küçük bir çocuk, pembe tokasını çekiştirerek ağladı yerde erimek üzere olan dondurmasına bakarken. Büyüdükçe ağladığında bir pembe tokanın özlemini çekeceğini nerden bilsindi...
&&&
Altı katlı bir apartmanın giriş katında bir balkon. Ara sokağa bakan. Balkonda yaşlı bir adam. Uzağı iyi seçemeyen gözleriyle uzakları izledi. Bir selam. Aldı tebessümle. Ama tanımadı. Ve izlemeye devam etti küçük sokaktaki çok büyük uzaklığı.
&&&
Durdu genç kadın. vazgeçti karşıya geçmekten. Yol üzerindeki sessiz parka yöneldi. Bir sigara yaktı. Yalnızlık, dedi. Bazen ne kadar da ağır. Bütün şehri dolduran kalabalık ona hiç değmedi.
&&
Ve birden ölüm geldi.
Çay henüz kaynamışken.
Aklında birkaç ay sonrasının planları varken.
Ayraç kitabın arasına yeni konmuşken.
Saat buçuğu gösterirken.
Elmada dişin izi.
Çantada ödenecek faturalar.
Arabada müzik çalar devam ederken.
Ve birden ölüm geldi.
Bir kapı aralığında.
Bir hastane odasında.
Bir maden ocağında.
Uzanmışken koltukta.
İki zil arasında.
Bir deniz kıyısında.
Bir otobüs molasında.
Ve ansızın ölüm geldi.
Bitmemiş bir hayatın tam ortasında.

Ha.

8 Mayıs 2014 Perşembe

"Akşamı getiren sesleri dinle.."












Benim bakışlarımda hep bir akşam kızıllığı vardır... Yorgundur bakışlarım, ürkek biraz ve temkinli..

Bir tek sevdiklerini görünce aydınlanan bir yüzüm.. Ama en fazla bir tebessüm.. Yaralıdır bakışlarım.
Benim gözbebeklerimde hep yağmurlar oturur.. Her an taşmaya hazır bir sağnak.. Fırtınalar kopar, ortalık kızılca kıyamet.. Kimse görmez, bilmez kimse.. Gözbebeklerimde yağmurlar..
Benim yüzümde grinin tonlarında bulutlar.. Perdeler, bütün içe atılanları.. Kimi zaman bir ağacın içli türküsüne eşlik eder kimi zaman sevdiğinden ayrılmış turnaya.. Bulutlanır yüzüm, kaybolur kendi karanlığında..
Benim ellerimde şiirler dualanır, uzak yolların ardınadan söylenmiş, çizgi çizgi şiirler.. Acının mayasına çalınmış, ayrılıkla harmanlanmış... Bir dize söylesem, ikincinin hatırı kalacak şiirler..
Benim aklımda kaybolmuş bir çocuk, gezer bütün sokakları akşamın kırgınlığında, eşlik eder yağmurlara, ezber eder yolları..
Bir gün..
Belki bir gün....
Gün olur, iner akşamın alacası, diner yağmurlar, bulutlar dağılır... Mesafeler, bir el uzatımı olur.. Aklım, kayıp çocuk, evinin yolunu bulur.. Kırıkları toplanır kalbimin, kabuklanır yaraları.. Mevsim güzden yaza döner.. Olur ya, kış gelmez belki bir daha..
Gün olur..
Ha.

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Gönderilmemiş Mektuplar-8














Adresi kayıp bir mektuptur bu, gelmiş, geçmiş ve yaşanmamış bütün baharlar adına...
İçimin ince ince sızladığıdır..
Kelimeleri solgun, anlamı devrik, eksiltili cümlelerle örülmüş bir mektup..
Yalnızlığın köşe başlarını tutması; iliklerine kadar işlemesi soğuğun..
Sahipsiz bir mektuptur bu.. Yarım yamalak yaşanmışlıklarla ve yaşanamayacaklarla dolu bir hayatın izleri..
Sözlerin sustuğu, gözlerin sustuğu, yüreğin sustuğudur...
Adı aşk olan, adı ayrılık olan, adı hasret olan, adı zemheri olan kışların konuştuğu, bütün baharların, bütün yazların sustuğudur..
Yolcusunu beklemeyen bir istasyon, terk edilmiş bir tren garı, yollarını çoktan değiştirmiş bir kara tren...
Hiç yola çıkmayacak, hiçkimseye ulaşmayacak bir mektup..
Yazısız, sözsüz bir mektup; pulsuz, zarfsız..
Artık hiçbir sözcük dolduramaz, sahibine ulaşmayacak mektupları... Hiçbir postacı taşıyamaz bunca ağırlığı..
Dedim ya..
Sadece bir mektup...


Ha.

15 Mart 2014 Cumartesi

Sürgün / Metin Altıok

Kendine sürgün,
bir garip kişiyim;
kutsallığı zincir gibi parmağında çeviren...
Umudu, depremden;
aşkı, külden bekleyen benim..
Aranızda
yerim yok zaten.
Merhabam kalmadı
kimseyle.
Bilmemem gereken şeyler öğrendim.

Sorular sordum, sormamam gereken.
Gördüm apaçık, görmemem gerekeni.
Söylenmezi söyledim.
Suçum büyük ve taammüden..

Metin Altıok

13 Mart 2014 Perşembe

Hikayelerden Bir Hikaye...



Ağlamak dökülüyor kelimelerimden..
Kirpiklerimin ucuna asılı kalmış bir hüzün, usulca çözüyor ellerini..
Bakıyorum.
Her şey, hiç, oluyor ben baktığımda..
Anlam yüklemiyorum artık, anlamadıklarıma..
Çünkü, her şey hiç'e dönüşüyor ben anladığımda..
Yorgunum sözcüklerden...
Sözcüklerin taşıdıklarından.
Taşımadıklarından.
Ve
Sözcükler de yorgun, taşıyamadıklarından...
Kıvamını bulmuş bir keder.
Düze çıkmış bir hüzün.
Eğreti durmayan bir yalnızlık...
Yolcusunu bekleyen, suskun bir kır kahvesi; şehirler arası yollarda unutulmuş...

Yitik bir şiirin bir türlü hatırlanamayan dizesi....

Aynı nakaratta takılı kalmış bir hayat.
Hikayelerden bir hikaye.
Hayatlardan bir hayat.
Hangi çöl alır artık seni?
Hangi geceyi basarsın bağrına, tüketilmiş onca çöl gecesinden sonra?...
Her nefeste taa içine çektiğin dünya, ne kadar yar olur sana?
Gözden düşmüş bir mavisin sen,
Son çırpınışlarına alkış tutan eller, bir çiçek de senin için bırakır yağmurun hüzzam yolculuğunda...

Ha.