22 Mayıs 2014 Perşembe

"Neler Anlatır Neler, Kısa Hikayeler..."


Bir kadın, gözyaşlarını silip bugün de akşam oldu diye geçirdi içinden ve usulca ocaktaki yemeğe yöneldi..
&&&
Bir adam yavaşça doğruldu yerinden, pencereden baktı. Böyle olmamalıydı, dedi kendi kendine.
&&&
Bir genç kız, okuduğu kitabın son sayfasında yüzünde hafif bir tebessüm; böyle şeyler sadece kitaplarda mı olur, diye düşüncelere daldı.
&&&
Delikanlı, kalabalığın ortasında mecburi hızla ilerlerken, tablası devrilmiş simitçinin umutsuz çırpınışlarına şahid oldu. Kimse farkında değildi. O da fark etmemiş olmayı tercih etti.
&&&
Oksijen cihazına bağlı hasta, pencereye vuran yağmuru ta ciğerlerinde hissetti. Son kez derin bir nefes aldı.
&&&
Yaşlı adam usulca ilişti sararmış çınar ağacının altındaki banka. Yüzünde yılların eskitemediği bir bakış. Göz altlarında dalga dalga izler. Her çizgi ayrı bir hikaye. Her derinlik ayrı bir yara. Usulca bıraktı kendini anılara.
&&&

Bir çocuk elindeki boya kalıntılarını temizlemeye uğraşırken ilişiverdi gözü, sokakta koşturan çocuklara. Oradan boya sandığına. İçinde adını koyamadığı bir garip isyanla.

&&&

İlk gençliğini geride bırakmış, yaşlılığa henüz adım atmış biri, bulutlu gökyüzünde ay ışığını görmek için zorladı kendini. Göremedi. Bu gece de yok. Belki yarın diyerek beklemekten vazgeçti.

&&&
Aşk hep böyle acıtır mı, dedi bir yeni yetme liseli. Acının sınırsızlığından habersiz. Islanırken yastığı, sessiz hıçkırıklarını bastırıp içine, örtünüp geceyi üstüne, indi yüreğinin kuyularına.
&&&
Sordu kadın. Sustu adam. Sustu adam. Sordu kadın. Benim yıllarım, dedi kadın. Emeklerim. Uğruna vazgeçtiklerim. Oysa insan seçerken ve vazgeçerken bunu biraz da kendisi için yapar. Kadın düşünemedi. Sustu adam. Geride duvarlarda yankılanan sert bir kapı sesi.
&&&
Küçük bir çocuk, pembe tokasını çekiştirerek ağladı yerde erimek üzere olan dondurmasına bakarken. Büyüdükçe ağladığında bir pembe tokanın özlemini çekeceğini nerden bilsindi...
&&&
Altı katlı bir apartmanın giriş katında bir balkon. Ara sokağa bakan. Balkonda yaşlı bir adam. Uzağı iyi seçemeyen gözleriyle uzakları izledi. Bir selam. Aldı tebessümle. Ama tanımadı. Ve izlemeye devam etti küçük sokaktaki çok büyük uzaklığı.
&&&
Durdu genç kadın. vazgeçti karşıya geçmekten. Yol üzerindeki sessiz parka yöneldi. Bir sigara yaktı. Yalnızlık, dedi. Bazen ne kadar da ağır. Bütün şehri dolduran kalabalık ona hiç değmedi.
&&
Ve birden ölüm geldi.
Çay henüz kaynamışken.
Aklında birkaç ay sonrasının planları varken.
Ayraç kitabın arasına yeni konmuşken.
Saat buçuğu gösterirken.
Elmada dişin izi.
Çantada ödenecek faturalar.
Arabada müzik çalar devam ederken.
Ve birden ölüm geldi.
Bir kapı aralığında.
Bir hastane odasında.
Bir maden ocağında.
Uzanmışken koltukta.
İki zil arasında.
Bir deniz kıyısında.
Bir otobüs molasında.
Ve ansızın ölüm geldi.
Bitmemiş bir hayatın tam ortasında.

Ha.

8 Mayıs 2014 Perşembe

"Akşamı getiren sesleri dinle.."












Benim bakışlarımda hep bir akşam kızıllığı vardır... Yorgundur bakışlarım, ürkek biraz ve temkinli..

Bir tek sevdiklerini görünce aydınlanan bir yüzüm.. Ama en fazla bir tebessüm.. Yaralıdır bakışlarım.
Benim gözbebeklerimde hep yağmurlar oturur.. Her an taşmaya hazır bir sağnak.. Fırtınalar kopar, ortalık kızılca kıyamet.. Kimse görmez, bilmez kimse.. Gözbebeklerimde yağmurlar..
Benim yüzümde grinin tonlarında bulutlar.. Perdeler, bütün içe atılanları.. Kimi zaman bir ağacın içli türküsüne eşlik eder kimi zaman sevdiğinden ayrılmış turnaya.. Bulutlanır yüzüm, kaybolur kendi karanlığında..
Benim ellerimde şiirler dualanır, uzak yolların ardınadan söylenmiş, çizgi çizgi şiirler.. Acının mayasına çalınmış, ayrılıkla harmanlanmış... Bir dize söylesem, ikincinin hatırı kalacak şiirler..
Benim aklımda kaybolmuş bir çocuk, gezer bütün sokakları akşamın kırgınlığında, eşlik eder yağmurlara, ezber eder yolları..
Bir gün..
Belki bir gün....
Gün olur, iner akşamın alacası, diner yağmurlar, bulutlar dağılır... Mesafeler, bir el uzatımı olur.. Aklım, kayıp çocuk, evinin yolunu bulur.. Kırıkları toplanır kalbimin, kabuklanır yaraları.. Mevsim güzden yaza döner.. Olur ya, kış gelmez belki bir daha..
Gün olur..
Ha.

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Gönderilmemiş Mektuplar-8














Adresi kayıp bir mektuptur bu, gelmiş, geçmiş ve yaşanmamış bütün baharlar adına...
İçimin ince ince sızladığıdır..
Kelimeleri solgun, anlamı devrik, eksiltili cümlelerle örülmüş bir mektup..
Yalnızlığın köşe başlarını tutması; iliklerine kadar işlemesi soğuğun..
Sahipsiz bir mektuptur bu.. Yarım yamalak yaşanmışlıklarla ve yaşanamayacaklarla dolu bir hayatın izleri..
Sözlerin sustuğu, gözlerin sustuğu, yüreğin sustuğudur...
Adı aşk olan, adı ayrılık olan, adı hasret olan, adı zemheri olan kışların konuştuğu, bütün baharların, bütün yazların sustuğudur..
Yolcusunu beklemeyen bir istasyon, terk edilmiş bir tren garı, yollarını çoktan değiştirmiş bir kara tren...
Hiç yola çıkmayacak, hiçkimseye ulaşmayacak bir mektup..
Yazısız, sözsüz bir mektup; pulsuz, zarfsız..
Artık hiçbir sözcük dolduramaz, sahibine ulaşmayacak mektupları... Hiçbir postacı taşıyamaz bunca ağırlığı..
Dedim ya..
Sadece bir mektup...


Ha.