28 Mart 2015 Cumartesi

Talan Edilmiş Bir Coğrafyadır Yüzüm..

İnsanlar geldi, geçti; yüzümün deltasından asırlar boyu..
Kimi savruk kimi kavruk bir yürekle..
Bin yıllık bir acıdan arda kalmıştı zaman; bin yıllık bir ayrılıktan..
Kiminin ceplerinde umut kırıntıları, savurmuşlardı yüzümün kuşlarına umarsızca; kiminin dilinde bıçaktan kelimeler, kırıp dökmüşlerdi hesapsızca..
Yıldızları indirmişti gökten kimi; kimi, ağu dökmüştü yaralarıma..
Bir telaş, uğramıştı geçerken kimi; kimi, bakmamıştı ardına bir daha..
Sen farklıydın..
Sen farklı olacaktın..
Aynı dili konuşacak, aynı masala inanacaktık seninle..
Aynı gökyüzünün altında, aynı şarkıya dokunacaktık..
Sen..
Yüzümün deltası bir bozgun şimdilerde, uzun bir kıştan kalma..

Ha.

25 Mart 2015 Çarşamba

Okuma Listesi (2)

Soğuğa yakalandım bugün ve de yağmura..
Yoktur yağmurdan şikayetim de soğuk çarpınca pek de iç açıcı olmadı. Kapalı mı kapalı bir hava vardı. Ruhumu daraltan cinsten. Biraz ıslanıp, biraz da uslandıktan sonra geçtim kitaplarımın başına..
Bakalım bugün listemizde neler var.

1) Hikayeler - Cahit ZArifoğlu (Kendine özgü çizgisiyle Cahit Zarifoğlu. Bir zarif adam. Şiirinin hemen yanında yer alan öyküleri, şiirleri gibi derinlikli ve imge yüklüdür. Okundukça kavranılan bir tavrı vardır bu hikayelerin. -Hikaye-)

2) Ölmek Kolaydır Sevmekten - Ahmet Altan (Henüz aldım bu kitabı, okuma fırsatım olmadı. Ama Ahmet Altan severler bilirler ki, dört mevsime uzanan hezeyanlar vardır onun yazılarında. Kitap, adını Lois Aragon'un bir şiirinden almış. "Bir insan, hayatı boyunca okumayacağı bir mektubu, neden hayatı boyunca yanında taşır?" cümlesiyle başlıyor kitabımız. -Roman-)

3) Tesirsiz Parçalar - Ali Lidar (Yanı başımızdaki insanların trajedilerine bir sigara içimi süresince üzülüp sonra unuttuğumuz bir dünyada, Ali Lidar, yazdıklarıyla donmuş insanlığımıza ateşle yaklaşıyor. -Anı türünde denemeler-)

4) Bilgelik Kitabı - Halil Cibran ( Halil Cibran'ın hayatını tek kelimeyle özetlemek gerekirse, bizce o kelime 'arayış' olurdu. Hep aradı; yaşayarak, seveek, gezerek, okuyarak, yazarak. "Bırakın, en iyi yanınız dostunuzun olsun." diyor Halil  Cibran. - Düşünce- )

5) Yoktur Gölgesi Türkiye'de -Sezai Karakoç - Sıddık Akbayır ( Sıddık Akbayır tarafından derlenen bir Sezai Karakoç çalışması. Sezai Karakoç hakkında özellikle bilinmeyenleri merak edenler için, güçlü bir kaynak kitap. - Araştırma, İnceleme, Biyografi- )

6) İkinci Yarısı - Ece Temelkuran ( Düğümlere Üfleyen Kadınlar, romanından sonra, bir de deneme türüne göz gezdirmek istedim Ece Hanım'ın. Ömrün ikinci yarısından anlatı yapıyor yazarımız. Özlemlere, anılara, çocuklukta kaybedilenlere. - Deneme- )

7) Kelime Defteri - Nazan Bekiroğlu ( Ne söylesem az Nazan Hanım için, ne söylesem eksik. O yüzden hiçbir şey söylemiyorum. Benim yazarım, o. Kelimelerimin dünya tanığı.. Okumayanlara şiddetle tavsiyemdir. Ne demiş mesela Kelime Defteri'nde yazarımız: "Aşk: Ezelden beri aşk olduğu için, kelimelerin en başına yazıldı. İnsaniyet: Her türlü davanın üstünde. Nergis: Gül devrim bitti, lale devrim geçti. Şimdi nergis devrimdeyim." -Deneme- )

8) Tirende Bir Keman - Mustafa Kutlu ( 'Uzun Hikaye' den sonra müptela olduğum Mustafa Kutlu'dan yine hayatın içinden hayat kadar derin ve sade bir hikaye.  -Hikaye- )

9) Yürüyelim mi Biraz? - Mehmet Deveci ( Susmalar, sorgulamalar, içinden konuşmalar, dalıp gitmeler, gülümseten ve düşündüren yazılar. Şiir, öykü, deneme türünün karışımı.
-Deneme- )

10) Geri Gelmemek Üzere - Mehmet Anıl ( Akdeniz'in ortasında, Sicilya Adası'na bağlı ıssız bir deniz feneri: San Lorenzo. Dış dünyayla bağlantı kurmadan bu kayalık adacıkta haftalar, hatta aylar geçiren bir gönüllü sürgün: fenerin bekçisi Mehmet Ali Pargalı. ve ölümcül, onulmaz bir aşkla bağlandığı gizemli kadın: gül. Bir aşk romanı. -Roman- )

Listemiz devam edecektir.

Ha.

24 Mart 2015 Salı

Üstüm başım, sağım solum, yağmur içinde.. Ben artık iflah olmam.. / Ha

-Biliyor musun, dedi kadın:
-Bana bakmadıktan sonra gözlerin, cümlelerim değmedikten sonra sana ve sen bana yazmadıktan sonra; artık kıyamet kopsa bakmam ardıma. Ve ekledi devamında:
-Hep bekledim oysa. Bir umutla izledim gökyüzünü gecelerce, bugün sabaha varır diye.. Her gün sabah oldu, evet, ama ben yine aynı yerde..
Sustu adam. Durdu. Düşündü.
Verecek cevabının olmadığından değildi suskunluğu. Nasıl söylersem, canı daha az yanar diye hesapladı bir an içinden. Sonra ne söylerse söylesin, acının miktarını etkilemeyeceğini anladı kadının bakışlarından..
-Ben aslında hiç sana yazmadım ki.. dedi,
-Sen öyle olsun istedin. Ben yazdıysam, aşka yazdım. Aşık bütün kadınlara yazdım. Yaralı, yalnız, mutsuz bütün kadınlara. Sen de yaralanmıştın ve yalnızdın. Dizelerime aşık tüm kadınlar gibi, aşkı üstüne aldın. Benim aşkımın bir sahibi yoktu, ya da vardı da yoktu. Ben aşkı, bir ceylanın gözlerinden, bir martının kanadından, bir göğün mavisinden, bir denizin dalgasından, bir çiçeğin bakışından aldım; ve üstüne kimi acı renginde, kimi hüzün, kimi mutsuzluk, kimi ayrılık renginde elbiseler giydirdim. Siz de seçtiniz onlardan, kendinize en uygun bulduğunuzu.. Benim sandınız, benim aşkım sandınız. Aşkım size sandınız. Böyle mutluydunuz ve belki de ben de aşkı anlattığım için böyle mutluydum. Ama ben sana hiç aşık olmadım..
-Yani hiç mi sevmedin?
diye sustu kadın.
-Tamamen hayır, diyemem, dedi adam.
-Hüznünüzü sevdim. Gözyaşlarınızı. Sizden kalanları. Duygulanmalarınızı. Zaman zaman bana sitemlerinizi, kızgınlıklarınızı. Bir de kimseleri dokundurmak istemediğiniz o büyük yalnızlığınızı. O yalnızlığa dokundum ve bunu sevdim.
-Canımızı acıtmak pahasına öyle mi? dedi kadın.
-Canınız zaten acıyordu ki. Ben biraz daha anlam kattım o acıya sadece..
-Bu ne bencillik, dedi sitemle kadın.
Uzun bir sessizlik girdi araya.
Ve neden sonra
-Peki, dedi kadın.
-Aldığım yere bırakıyorum o halde aşkı.
Adam suskun.
Kadın suskun.
Ve ayrı yönlere doğru yol aldılar.

Ha.

22 Mart 2015 Pazar

Yine Sana..


Geceye kar yağıyor sevgili.
Kar, şehrime bir tipiyle inmekte.. Üşüyor musun oralarda?
Benim yüreğim buz, ama canım yanıyor yine.. Bu çelişkiler içinde, bir kızıp bir söylendiğim; bir uzağına düşüp sonra usul usul geri geldiğim, ama her halükarda sevdiğim, darmadağın bir ruh halindeyim..
Biliyorsun.. Bildiğini biliyorum.. Bitmeyen bir vedada uzayıp gidiyor gün.. Her sabah senden ayrılarak başlıyorum güne. Akşama kadar, kızılca kıyamet içimde.. Ve her gece, seninle bitiriyorum günü, yine başladığım yerde..
Nerde büyük konuştum acaba, diyorum.. Bir daha asla aşık olmam mı dedim, bilmeden haddimi? Sorular arasında, dipsiz bir boşlukta yuvarlanıp duruyorum.. İnsanın sevdiği zaman ne kadar hırçınlaştığını da unutmuşum nicedir.. Ve paylaşmak zorunda kalmanın verdiği azabı..
Velhasıl ben yazıyorum sen duymuyorsun..
Bir gün biter  elbet diyorum.. Sonra havaya bakıyorum.. Yine kar. Yine kar..
Seni çok özlüyorum..

Ha.

21 Mart 2015 Cumartesi

Sevgili(m) Yalnızlığım! -3













Onsuz yalnızlık duyuyordum,
ama yalnızlık duyabilmem bile bana bir avuntu gibi geliyordu.
Yalnızlık o denli de kötü bir duygu değildi.
Küçük kuşlar uçup gittikten sonra
ak meşenin sessizliği gibi bir şeydi.. / Haruki Murakami

Tahtaları kararmış, çoğu da cumbalı evlerin arasında,
daracık sokak, eğri büğrü, bir başına
sürünüp gidiyor.
Bir de sessizlik,
bir de yalnızlık.
Küçücük bir balığım.. / Nazım Hikmet

(...)Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi, boş yere mağaramdan çıkar
ma beni. Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. / Oğuz Atay

Bazı duygular kalbinizde öyle derinlere gömülüdür ki, sadece yalnızlık onları tekrar bulmanıza yardımcı olur.. / Gregory David Roberts

Yalnızlık; çakmak taşı gibi sert, elmas gibi keskin.. Ne yanına dönsen bir yerin kesilir.. / Attila İlhan

20 Mart 2015 Cuma

Sevgili(m) Yalnızlığım! -2

Ah, şu yalnızlık; kemik gibi, ne yana dönsen batar.. / Cahit Zarifoğlu

Yalnızlığıma zalimce bir hayranlık duyuyorum.. / Cahit Zarifoğlu

Terleyen bir el hissindedir yalnızlık, yanan bir boğaz, taşlaşmış bir ten.. Plastik bir bardaktan birşeyler içmeye benzer duygusu. Bazen yapış yapış bazen kupkuru olur, insana kendini kendi teninde eğreti hissettirir.
Fazlaca özenilmiş makyaj ya da toptan bir kendini bırakmışlık görünümündedir yalnızlık. Boş gözlerle bakar dünyaya. Kimi zaman oyuna alınmayı bekleyen bir çocuk, kimi zaman dansa kaldırılmayı bekleyen bir genç kız, kimi zaman masada sevdiği kadının gelmesini bekleyen bir adam haline bürünür. Beklenenler gelmez ki yalnızlık olsun. Onun yerine neyi, kimi beklediğini unutturan bir sonsuz an gelir, gitmez olur. O gitmeyen anın ta kendisidir yalnızlık.

Karin Karakaşlı (Müsait Bir Yerde İnebilir Miyim?)

19 Mart 2015 Perşembe

Dedim ya, oturuyorum öylece.. İyi ki, etrafımda kalbimi tanıyanlar yok. / Cahit Zarifoğlu


Sevgili(m) Yalnızlığım! -1

İnsanlığın uzak zamanlardan beri hep içinde taşıdığı, kimi zaman kabullenip sevdiği, kimi zaman da acısına boğulduğu o kaçınılmaz yalnızlık.. Belki, bir şarkıyla avutulan, belki bir uykuyla geçiştirilen, ama gerçekliği hiç kaybolmayan, yalnızlık.. Bu ruh halindeyken bile, insan bencilce bir avuntu bulabiliyor aslında, yalnız olan, yalnız ben değilim.. İşte bu yüzden şiirler var, şarkılar var, yağmurlar  ve şairler var..
Bakın Halil Cibran neler söylemiş bu konuda. Sözü üstada bırakalım..


“Düşüncede, kalben ve ruhen yalnız olup olmadığımı soruyorsunuz, hanımefendi. Sana ne yanıt verebilirim ki? Yalnızlığımın başkalarının yalnızlığından daha derin ya da daha belirgin olduğunu sanmıyorum. Herkes yalnız ve herkes kendi başına. Her birimiz bir bilmeceyiz. Her birimiz binlerce örtüyle örtülmüşüz ve yalnız bir insanın diğerinden, birinin yalnızlığını anlatması ve diğerinin kendine saklaması dışında, ne farkı var? Konuşmada biraz rahatlık, sessizlikte biraz erdem var.

Yalnızlığımın, bütün hüznüyle birlikte, “kişiliğimin kaprisleri mi” yoksa “ben” dediğim şeyin kişiliksiz olduğunun göstergesi mi olduğunu bilmiyorum, hanımefendi. Yo, bilmiyorum. Ancak, yalnızlık bir güçsüzlük belirtisiyse, o zaman ben kesinlikle insanların en güçsüzüyüm.
Kalabalığın ortasında, yalnızlığın acısı sızısı anlaşılmaz. Bu, temel bir gerçeklik. Çünkü insan kendini sık sık dostlarının ve kendisini düşünenlerin arasında bulur. Onlarla konuşur ve düşündüklerini, yaptıklarını paylaşır ve görüntü dünyasında edinilmiş benliğinin kısıtlamalarını aşamasa da, bütün bunları içtenlikle ve tüm yüreğiyle yapar. Diğer benliğe gizli 'ben' e gelince, kaynaklandığı kendi dünyasında gizli ve sessiz kalmaya devam eder.
İnsanların çoğu, onlara ben de dahilim, dumana ve küle düşkündür, ama ateşten korkar, çünkü ateş gözleri sulandırır ve elleri yakar.. İnsanların çoğu, ben yine dahilim, başkalarıyla sadece yüzeysel ilişki kurar. Gerçeği gözardı eder, çünkü algılama yeteneklerinin dışındadır. Bir insanın içinde gizli olanları başkalarına göstermek üzere yüreğini parçalaması kolay değildir ve bu, hanımefendi, yalnızlıktır, hüzündür."
Aşk Mektupları 3 - Halil Cibran

Ha.

16 Mart 2015 Pazartesi

Yağmur yaralı. Güller vuruldu. Bu hikayenin artık sonu gelmeli hiç olmamış sevgilim..

Şimdi artık ne anılar var ve ne de göz yaşları.
Şimdi artık anılar da yok göz yaşları da. Demek ki sen hiç yoktun ve hiç de var olmadın.
Ben hikayemde bu kısmı görmemiştim. Ben hikayenin bu kısmını daha evvel seyretmemiştim.
Bu bölüm bana ne kadar yabancı.
Anılar da yok göz yaşları da. Hiç yaşanmamış anıları yaratarak arkasından sürüklenen de ben değilim. Oysa fazla değil, bir kaç saniye evveline; gözlerini gözlerime dikerek öyle boş, öyle umarsız, öyle yabancı ve öyle acımasız bakmazdan evvel sen, yeter artık, demezden evvel sen, zannediyordum ki,
her şey yerli yerinde. Bu kısmı daha evvel görmemiştim.
Demek ki sen yoksun. Demek ki sen hiç var olmadın. Bunu neden şimdi fark ediyorum?
Tersinden mi yakalıyorum bütün tekamülatı? Bu defa mesele kendi varlığım filan değil, senin varlığın. Tamamını vehmettiğim senin varlığın. Demek ki sen yoksun. Hatta hatta, evet, sen galiba hiç var olmadın. Ne garip ve anlamak ne kadar zor.
Biz seninle birbirimizi çılgın bir ateş ve kan deryasının ortasında görmedik. Kendimizce sevmedik. Aşkı, acıyı, sadakati, ahde vefayı ve vefasızlığı hiç tatmadık. Şu gözlerin, şu kocaman ve boş gözler, bütün bunları bir anda hem de hiçbir gayret sarf etmeksizin nasıl da haykırdı?
Akşam inmeye döndü. Ilık bir rüzgar, ince bir yağmur.
Islanmaya hakkım kalmadı. Kendimi ortaya koymak için sebebim de kalmadı. Şimdi eve, o tahta karyolaya dönecek ve ilk iş olarak bütün o asırlık hikayeleri yakacağım. Bir gün gelir de bir daha kendimi ortaya koyma arzusunu duyarsam eğer, ortaya koyacak hiçbir şeyim kalmamış olduğunu fark etmem için bu.
Yağmur başladı hiç olmamış sevgilim. Görüyor musun bir yerlerden bilmem ama bu hikayenin sonu gelmeli artık.

Nazan Bekiroğlu / Nun Masalları

Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden, dağ başı yalnızlığı ölümden beter.. Hiç kimse aramasa sormasa beni, sen gelsen yeter.. / Yavuz Bülent Bakiler


11 Mart 2015 Çarşamba

Sanki bir cümle daha söylemeliydik; ya da hepten susabilmeliydik.. Hiçbirini yapamadık.. Varlığımdan haberdar olmayanı, yokluğumdan tabi ki haberdar edemezdim. Bu yüzden kaldım.. Gitmeyi, gidebilmeyi hiç bilemedim ki zaten.. Neyse.. Biraz hareketli bir şeyler dinleyelim bu gece.. / Ha.


Evet işte şimdi oldu :) 
Kafamı dağıtmak için hareketli bir şarkı ararken tam yerine düştüm..
Bu şarkı bana bir Karadeniz uşağını hatırlattı. Daha önce hiç düşünmemiştim, ama bu sözler onun üzerinde ne de
güzel duruyormuş :)
Manik-depresif bir ruh hali şu an benimki sanırım.. Bu gece de böyle olsun..

10 Mart 2015 Salı

Okuma Listesi.. ( Uzunca bir liste oldu :)

Merhaba,
Kitaplığıma şöyle bir göz gezdirdim de yeni alınanlar, arka raflarda kalanlar, okunması ertelenenlerden oluşan bir yığın kitap çıktı karşıma.. Hatta utanarak söyleyeyim ki, bazıları yarım kalmış. Hayatımın yarımlarının nerden başladığı da ortaya çıkıyor böylece.. Hem 2015 yılı için geç kalmış bir okuma planı hazırlamak hem de kitaplarımı az buçuk tanıtmak için, listemi paylaşmak istedim. Şöyle bir baktım da kenara ayırdığım kitaplara ki, odanın ortasını doldurdular, çok kozmopolit bir sergi çıktı karşıma.
Tıpkı İstanbul gibi, her telden var :)
Okumak bir tarz meselesi değil bana göre, seçmişsem o kitabı veya yazarı ki, bazen kitap bazen yazar seçerim, mutlaka okunmaya değerdir benim için.
Lafı daha fazla uzatmadan listeme geçeyim. Umarım sıkılmazsınız :)

1) Yakınlık - Mustafa Ulusoy (Ne içine kapanmak sorunları çözer hayatta, ne de alıp başını gitmek. Çünkü insan gittiği yere kalbini de götürür. Kalbin her zaman aradığıysa yakınlıktır. Kimi zaman yakınındaki uzağın, uzağındaki yakınındır hayatta.. -Gül kokulu denemeler-)

2) Kinyas ve Kayra - Hakan Günday (Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyorum. Nerededir şimdi? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile, vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Kayra, bir gün bana 'Mutsuzluğuna hiç çare aramıyorsun, demişti. -Roman- )

3) Don Kişot - Roger Garaduay ( Don Kişot, Jül Sezar'dan da Napolyon'dan da daha gerçektir. Onlar sadece tarih kitaplarında vardır. Don Kişot ise, sanki sahte gerçeğe meydan okurcasına, hayatımızda hep yaşar ve her an yeniden doğar. - Yaşanmış Şiir-)

4) Şair Dediğin - Ali Çolak ( Ali Çolak, benzersiz üslubuyla kendinden saydığı şairler üzerine konuşuyor.
-Deneme-)

5) Gül Mevsimidir - Fürüzan ( Hayatın özeti midir aşk? Nelere egemen olabilir, nelere karşı durabilir? Ne kadar sürebilir ki?.. -Hikaye-)

6) Yitik Cennet - Sezai Karakoç ( Uzaklaştırma, yaklaştırma içindir. Ayrılık, buluşmaya doğrudur. Yitirme, bulma arzusunu uyandırır. Gurbette söylenir sıla şarkısı. -Düşünce Yazısı-)

7) Frida Kahlo-Aşk ve Acı - Rauda Jamıs ( Gecelerim, çarpan kocaman bir yürek gibi. Gecelerim, aysız; pencereden süzülen ışığa, gözünü kırpmadan bakıyor. Gecelerim, ağlıyor; yastığım nemli ve soğuk. Gecelerim beni yokluğuna itiyor, seni arıyorum. -Biyografik roman)

8) Fildişi Karası - Yekta Kopan ( Gün geçtikçe yalnızlaşan insan, zamanla kopan birbirinden uzaklaşan aile bireyleri, yürümeyen evlilikler, babalarını anlamayan çocuklar, çocuklarını anlamayan babalar, gençler, kadınlar, erkekler, sevgililer.. -Hikaye-)

9) Yaşamak - Cahit Zarifoğlu ( Ve zorluk çıktıkça, kolayı bulur; zira, kolaylaştırmak buyrulmuştur bize. Ve söyler iyilik biçimleriyle duran ağzım. Ve tüm koşuşmaların ortasında insanları alıp buran olayların en içlerine sarkar şair hanım. İmkan nisbetinde. -Hatıra-)

10) Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı - Romain Gray ( Yaşayan ve ölen canlılar analarını nasıl sevdilerse ben de annemi öyle sevdim; ne daha çok, ne daha az, ne de başka türlü. Dünyayı, düzeltip doğrulttuktan sonra onun ayaklarına serivereceğim konusunda kendime söz vermiştim. Bu gencecik özlemin yalnızca ona, anneme yönelik olmadığını anlıyorum düşündükçe. -Roman-)

11) Kara Kitap - Orhan Pamuk- (Zengin, yaratıcı, modern bir ulusal destan. Galip, çocukluk aşkı, arkadaşı, amcasının kızı, sevgilisi ve kayıp karısı Rüya'yı karlı bir kış günü İstanbul'da aramaya başlar. -Roman-)

12) Bozkırkurdu - Hermann Hesse ( Uçarı bir yaşam insanı olmaya kalkışan, katıksız bir düşün insanının, bu ikilemin gel-gitleriyle ordan oraya savrulan yalnız bir ruhun, Bozkırkurdu'nun hikayesi. -Roman-)

Şimdilik bu kadar yeterli sanırım. Listemiz devam edecektir :)

Ha.

8 Mart 2015 Pazar

Ağrılarıyla Birbirlerine Benzeyenler

Fotoğraf: Ha.
Benzer acıları yaşayan insanlar birbirlerini tanırlar. Ama belli etmezler tanıdıklarını. Herhangi bir yerde kaşılaşabilirler. Metroda, barda, sokakta, kafede...
Sadece bir kez göz göze gelirler ve anlarlar.. Daha sonra bakmazlar birbirlerine, belki canları daha çok yanacağından, belki de buna hiç gerek olmadığından.. İlk bakışma, aynı zamanda son bakışma olur.
Ama onlar tanırlar birbirlerini.. Muhtemelen o ortak acının müstehzi mahcubiyeti tekrar göz göze gelmelerine engel olur.. Ama tanırlar onlar birbirlerini; çaktırmadan kimselere, koruyup kollarlar..
Bazen kendinizi bir insana yakın hissetmeniz için bir şeyler paylaşmanız gerekmez. Benzer acıları yaşayan insanlar, kendiliğinden ortaya çıkan görünmez bağlarla birbirlerine bağlanabilirler.. Hatta bazen birbirlerinin tam olarak farkında bile olmadan yaparlar bunu..

Ali Lidar

7 Mart 2015 Cumartesi

Kimdi O Güzel Adam ki, Soyadından Feragat Etti Sevdiği İçin? : Cemal Sürey(y)a...

Ah şairler, siz büyüttünüz bu yaraları, demiş Sezai Karakoç üstadımız.
Çok düşündüm bunun üzerine.
Var olan yaralar mı büyümüştü şairlerle yoksa ancak o şairlerin dizeleri mi merhem olmuştu yaralara, dile gelirken?
Net bir cevap bulduğumu söyleyemem, ama bir yazma fikri getirdi aklıma bu dize: En sevdiğim şairlerin çok fazla bilinmeyen yönlerini, paylaşmak buradan sizinle. Hangi şairimden başlayayım diye çok düşünmedim. Aklıma gelen ilk isme yöneliverdim. Dizelerinde bulduğum samimiyetle kendisine gizli gizli aşık olduğum Cemal Süreya :)
Evet, Cemal Süreya:

& Nüfus cüzdanındaki adı, Celalettin Seber'dir.

& Başlangıçta Cemal Süreyya diye yazar adını. Eskişehir Vergi Dairesi'nde çalışan 'Üvercinka' adını verdiği uzun boylu, beyaz tenli, güvercin salınışlı sevgilisiyle girdiği bir iddiada kaybeder ikinci 'y' harfini ve o günden sonra bir daha hiç kullanmaz.

& Üvercinka ile kısa bir birliktelik yaşar. Üvercinka, lise mezunudur ve üniversiteye hazırlanmaktadır, Cemal Süreya ise evlidir.

& Erzincan doğumludur. Göçebedir. Muhacirdir.
'Sevdiğinin yüzüne bile sürgündür.'
'Uçurumda açan çiçektir.'
Gurbeti ilk kez göç yollarında öğrenir.

& Alevi bir aileden geldiği için, edebiyatla ilişkisi Hz. Ali Cenkleri'ni okuyarak başlar.

& Kerem ile Aslı'yı ezbere okuyan annesini hiç unutmaz. Cemalettin yedi yaşındayken kaybeder, yirmi üç yaşındaki annesini.

& Erzincan, Bilecik, İstanbul, Ankara... Sonra bütün bir Anadolu.. Göçebelik hiç bitmez.
'Hangi şehirdeyse orası, yalnızlığın başkentidir.'

& Bütün başarılarını Ankara'da kazanır, İstanbul'da harcar. Politikacı olmayı çok ister, ama bu istek çeşitli yanlışlıklarla hep ertelenir.

& 26 yılda 29 ev değiştirir. Adres olarak PTT'den kiraladığı posta kutularını kullanır. En son yaşadığı evin bulunduğu sokağa, Cemal Süreya adı verilir. 'Hiçbir şeyi yoktur, akıp giden bir sokaktan başka.'

& Haydarpaşa Lisesi'nde parasız yatılıdır. SBF'de maliye ve iktisat bölümünü seçer. İyi notlar alan, kötü bir öğrencidir.

& Oktay Akbal'ın Aşksız İnsanlar'ını Cebeci-Sıhhıye arasında yürüye yürüye ve gide gele okuyup bitirir.

& Dostoyevski hayranıdır. Yalnızdır. İçe kapanık ve çekingendir. Son derece utangaç ve sessizdir.

& Dergi çıkarmak onun için şiir yazmak gibi bir tutkudur. Dergileri evi barkı gibi görür. Sürekli yazacak bir dergisi olmadığında kendini evsiz gibi hisseder.

& Memuriyeti sırasında bir yıl kaldığı Paris'ten aldığı arabayı satıp dergi çıkarır.

& 'Papirüs' serüveni, hak etmediği bir yenilgi olur. 'Bir dergi gibidir onun hayatı bu yüzden ölmez, batar.'

& Papirüs serüveninin ikincisinin masraflarını, aynı zamanda antikacı olan Edip Cansever'e sattığı bir halı ile karşılar.

& Emekli olduktan sonra bütün ikramiyesini şiire yatırır.

& Yalnız bir şövalyedir. Düşene tekme atmaz, yüreği kaldırmaz. O vakit ne yapar? Oturup şiir yazar.

& Yapısında hep ikilemler vardır. Tutkuludur. Şiir tutkusunun yanında, kendini ispat etme isteği de vardır.

& Alınganlık, kırıcı yapar onu. Çok rahat arkadaş olur, ama çok kolay dost olmaz. Çoğu zaman arkadaş yerine 'mürid' arar.

& 'Sesinde hep uykusuz bir Türkçe ' vardır. Konuşurken gözlerini hep kısar. Hayır, demeyi bilmediği için başına gelmeyen kalmaz.

& En yakın çevresinin içinde 'dağ başları kadar yalnızdır.'

& 'Sizin Hiç Babanız Öldü mü?' şiirini, babası ölmeden dört yıl önce; 'Kars' şiirini, Kars'ı hiç görmeden Paris'te yazar.

& Gülümsemeyle hüzün yan yanadır onda.

& Turgut Özal'a bir intihar çağrısı yapar.

& Ülkü Tamer onun için, 'Cemal: Atlas Okyanusu'nda Fırat'ın salı, Zap suyunda Alp çiçeği.' der.

& Bütün sevgililerine 'Annem çok küçükken öldü, beni öp, sonra doğur ben.' diye seslenir.

& En çok da 'Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.' dizesini kullanır.

& Hep aşıktır. Ona göre aşk, aynı masada mektuplaşmaktır. İkisi resmi olmak üzere, beş kez evlenir.

& Bir ara Cemal Süreya ile birlikte yaşayan Tomris Uyar, önce Ülkü Tamer'le daha sonra da Turgut Uyar'la evlenir. Aynı dönemin birbiriyle arkadaş olan üç şairine eş ya da sevgili olmuş Tomris Uyar hakkında hiç konuşmaz.

& Bir oğlu bir kızı vardır. Oğlu Memo Emrah'tan çok çeker. Kızı Ayça ile de yıldızı bir türlü barışmaz.

& Kadıköy Sahili'nde yürürken, her an karşıdan Fazıl Hüsnü Dağlarca gelebilir düşüncesiyle, önü hep iliklidir.

& Cemal Süreya'nın ölümünün ardından, Can Yücel'in yolu bir gün Ankara'da 'Cemal Süreya Parkı'na düşer. Parkta oturur ve bir şiir yazar arkadaşına.

(Şiir 1991'de bir dergide yayımlanmış, Can Yücel bu şiiri hiçbir kitabına almamıştır)


Cemal Süreya Parkı'nda

 
Bir Kasım güneşlisine
Meclisin o askeri duvarının
Dibinden geçip
Geldim oturdum karşına senin.
Hiç bu kadar mülk sahibi olmamıştın.
Epey bir yüz ölçümün var.
Bir basket sahan.
Çocuk bahçen.
Havuzun.
İki kutu gibi helan.
Akasyaların var.
Sunay Akın'ın dediği gibi Gülcemallerin solmuş.
Biz de gelecek yazı bekleriz.
Tek tük de çimen yeşili var serpili.
Çocuklar okulda şimdi.
Ama okuldan kaçmış liseliler var.
Kırıştırıyorlar.
Arabalar da vızır vızır etrafında.
Olsun.
Sen geceleri çıkarsın zaten ortalığa.
Bankların üstünde eski aşklarınla
Al takke ver külah.
Parkın sana kutlu olsun.

Can Yücel

& Şairi, şairden başkasının tanımadığına hep üzülür. Bir gün duraktaki yolculardan biri Pazar Postası okuyordur, hem de Cemal Süreya'nın şiirlerini bulunduğu sayfayı. Yanına yaklaşır ve 'Nasılsınız efendim, ben Cemal Süreya?' der. Adam, 'Memnun oldum, ben de Nuri Pakdil.' der.

& Elli dokuz yaşında 'yedi kırlangıç ömründen dört yıl alacaklı' ölür. 'Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşer.'

Cemal Süreya ve hüzünlü yaşamı. Söyleyecek ne çok söz var daha aslında..
Hüznünü canıyla besleyen, yalnızlığın köşe taşlarını her dem bilen içli şairim.. Söylenecek söz çok da, burda susalım ve hep göçebe duruduğun dünyada senin dizelerinle konuşalım..
Şairler dizimiz ara ara devam edecektir. Kalın sağlıcakla..

Derleyen: Ha.

Kaynak: Sıddık Akbayır - Edebiyat Karın Doyurmaz Çay İçirir







6 Mart 2015 Cuma

Bir şaşkınlığım bu dünyada..

Bir üçgenin dördüncü köşesi. Haftanın sekizinci günü. Ağustosta yağan kar.
Bir şaşkınlığım bu dünyada.
Sağım solum pelikan hüznü..
Anlamlandırılmaya çalışmaktan vazgeçtiğim tebessümler..
Duymadığım sesler ve dahi kafamda ses bile olamayanlar..
Bakıp görmediklerim. Görüp adlandırmadıklarım..
Var sandıklarım..
Yok olanlarım.
Bakışlarım.
Şaşkınlıklarım.
Şaşkın salaş adımlarım..
Yerini benimsemeyen menekşe duruşum.
Şizofren mırıldanmalarım.
Kışta açmaya yeltenen çiçeklerim.
Ayaz yemiş kelimelerim.
O benim, ben..
Durdum.
İzliyorum.

Ha.

5 Mart 2015 Perşembe

Ne söylememi bekliyorsun? Hava aldıkça sızlayan bir diş var içimde.. Susmam bundan, konuşmam bundan. / Birhan Keskin


Umut, kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır. / Nietzsche

Diyor Nietzsche.. Diyor da sanki haklı mı biraz ne?..
İlk etapta bir itiraz kopuyor içimdeki sesten: "Umutsuz yaşanır mı? diye..
Evet, bu da doğru, ama her sebebin bir sebebi ve o sebeplerin de bir sahibi var..
Hiç gelmeyecek birini beklemek, umut mudur mesela?.. İşkence değil de nedir bu?..
Umut, bir süre sonra bir çalkantıya, insan ruhunda bir saplantıya dönüşmez mi?
İşte tam da şu anda, o en sevdiğim mitolojilerden biri geldi aklıma; "Pandora'nın Kutusu" ...
Bütün kötülüklerle baş edebileceğini sanan, sandıkta kilitli kalmış o cılız ses: Umut..
Göreceli bir kavram, biliyorum, ama ne kadar az umut, o kadar az beklenti; ne kadar az beklenti, o kadar çok huzur.. Çünkü hayatta birçok şey beklediğimiz gibi olmuyor. Hayal kırıklıklarıyla dolu bohçamızı, ağırlığı her gün biraz daha artarak yüklenmek kalıyor bize..
Varsın Pandora'nın Kutusu açılmasın.. Umut, cılız sesiyle beklesin orda.. Akışına bırakarak yaşamayı öğrenmeli belki de..
(Akışına bırak, bak bu söz seni hatırlattı işte.. Bırakamadım gördün mü?)

Ha.

4 Mart 2015 Çarşamba

Ah, benim kaybedişlerim; ne de alımlı duruyorsunuz üzerimde..

Ölmeden görseniz beni, okusanız yazdıklarımı ve duysanız sesimi.
Sevseniz beni, ben ölmeden.
Görsem,
Bilsem ve sevinsem.
Sanmam, benim şarkım duyulsun oralardan, yazdıklarım okunsun, sanmam.
Öğle uykusuna yatırdığımda güneş’imi, uyuyakaldığım da bilinsin, sanmam.
Kim, kimdir, herkes yabancı buralarda;
Tanımam yedi numarada oturanı, üst katta adımlayanı.
Sokaklarda gezinirim öyle, üç aşağı beş yukarı.
Sormaz kimse adımı, aslımı, astarımı atalarımı, ardımı.
Kimim neyim, neciyim, neden bu şehirdeyim?
Merak etse de telaffuz edemez bizarre adımı.
Otururum kaldırımlarda kırmızı yapraklara karışıp, sonbahar diye..
Sağımdan geçenler, solumdan geçenler bakmaz.
Ben bakarım onlara tepeden tırnağa; uzun uzun, özenle;
Nasıl gülerler, nasıl söylerler, nasıl yerler?
İsimleri aklımda gezinir, hikâyelerini bilememek içimi kemirir.
İşte bu yüzden,
Sanmam bilinsin onlara öykü yakıştırıp kaleme aldığım.
Kızgınım uzun zamandır..
İçimde adını koymak istemediğim bir ateş kaynar durur.
Sana kızgınım, onlara kızgınım; uzaktakilere-yakındakilere ve en yanımdakilere..
‘Geç bunları’ diyorum sıkça kendime, ‘üzerinden geç’
Lâkin, sabaha yeniden başlıyorum kaldığım yerden.
Ey sen ki çok kızdığım!
Ey sen ki kızsam da adına yazdığım!
Ne zamandır bilmem,
Herkesten ve her şeyden öte naz’a kızgınım.
O yüzdendir inmeyişim hiçbir istasyonda,
O yüzdendir bilmeyişim hiçbir adresi,
O yüzdendir silişim defterimden bütün isimleri,
O yüzdendir adımdaki harf düşüklükleri..
Aitliğim bilinmesin, köprüler kurulmasın, izim sürülmesin.
……………
Sonbaharı göremedim bu yıl.
Dediler ki, kış kesmiş önünü erken vakitte.
Haber etmiş ‘beni özleyen güneye kaysın’ diye.
İyi de her özlediğine gidemiyor ki insan.
Şu dünya telâşı da insanın ayağına bağ, bilirsin.
Gitmek istediğinde gidemiyorsun, gittiğinde bulamıyorsun, bulduğunda tutamıyorsun...
Diyorum hep, bir gariplik var bu işte..
Aslında;
Gariplik, bende..
Hiç gidemeyen, bende..


Şiraze

3 Mart 2015 Salı

Kendimle Hasbihal..


Bir bardak çayla başlamalı, dedim muhabbete.. Çaysız olur mu hiç? 
Birkaç cümle, Nazan Bekiroğlu'ndan.. Yürek burkan, yüreği hüzne daldıran.. Tatlı bir acı.. Ne demiş mesela: "Razıyım, bir rüya mesafesinde bile olsa, her şeyi unuttuğum bir uykuya dalsam." ya da "Bir güle uyanmayalı ne çok zaman geçmiş. Kim hatırlatır bir güle su vermeyi?" diye devam etmiş..
Ve daha neler..
Al işte bir cümle daha.. : "Kim hatırlatır dağ çileğinin dikenini? Hangi kumsal yeniden bir kitabın kapağını açtırır? Hangi dalga sesi, hangi rüzgâr uğultusu, taşıdığım can hatırına onarır beni?"
Bir müzik lazım bu sessizliğe.. İyi gider Mehmet Erdem. "Acıyı Sevmek Olur mu?"
Ne çok zaman olmuş uzaklaşalı kendimden.. İnsan kendini de özlermiş, evet evet özlermiş.. Çayı tazelemeli, uzun süreceğe benzer bu söyleşi..
Nasıl uzak kaldım bunca kendime, biliyorum aslında.. Kendimle arama, kitaplarımla arama, yazılarımla arama, insanlardan oluşan duvarlar ördüm.. Biri almalı şu android telefonu elimden.. Çok özledim mesela, Tarık tufan, Ali Ayçil, İbrahim Tenekeci, Yolcu Dergisi, Şiraze'den Saklı Mektuplar, Ay Vakti ....  ile geçirdiğim uzun geceleri.. Kaleme sarılıp düşündüğüm cümleleri.. Bir kahve eşliğinde, gözlerimi kapatıp mırıldandığım ezgileri.. Kendimi, kendimi ne çok özledim..
Neyse ki, Nazan Hanım hiç gitmedi bir yere.. Beni o kadar iyi anlıyor ki, yok şu dünyada böyle bir anlayanım daha..
İnsanlara yaklaşmaya çalışırken onlardan bu kadar uzaklaşan bir insan daha var mıdır acaba? Benim o, ben. Kimseye yok sözüm. İnsan kaybetme konusunda ihtisas yaptım sanki.. Nerde yapıyorum yanlışı? Nerde kayıyor ayaklarım? Nerde vazgeçiyorum? Kimseyi suçlamıyorum.. Sorun tamamen bende.. Ama sebebini hala tam olarak bulabilmiş değilim.. Bulduğum birkaç sebep var da, onlar da çok klişe.. Söylemeye bile değmez..
Ama emin olduğum bir şey var, bu çağda dünyaya gelmek, en büyük garabetim..
Seçme şansım olsaydı.. Yok öyle bir şans, boşuna yorma kendini.. Yaşadın yaşayacağın kadar.. Bir bu kadar daha yaşarsan ki, mucize olur, bitti bitecek  işte.. Ne sorgulamanın ne sormanın hiç anlamı yok.. Ne demişti İbrahim Tenekeci: "Ben bu kendimden şikayetçiyim Rabbim, beni üzdüğün için, Senden özür dilerim.." ne ince bir söyleyiş.. Ne severim ben bu güzel adamları.. ve çok dokunaklı, anlamlı bir dize daha: "Rabbim, Sen olmasan kimin aklına gelirim ben?.." Cevabı o kadar aşikar..
Üzüldüm bu ara, evet çok üzüldüm.. Biri daha uzaklaştı yörüngemden.. Ne garip bir tabir oldu.. Öyle değil de artık uzaktan bile el sallamayacak, biliyorum.. Oysa birlikte karşılayacaktık baharı. Şiirler dizecektik doğaya.. Çay içecektik daha.. Vedasız bitişler.. En çok da bu ağır sanırım.. Biten bittikten sonra, veda da eksik olsun, dediğinizi duyar gibiyim.. Özleyeceğim onu.. Zaman zaman anacağım da şurda burda.. Ama biten başlamayacak, bunu biliyorum.. Çünkü bir birliktelik bittikten sonra, giden geri dönemiyor, dönse de bıraktığını, bıraktığı gibi bulamıyor.. Bunu çok tecrübe ettim ben. O yüzden yaşanan güzel şeylerin hatrına, her şey bittiği yerde kalmalı, diyorum kendime..
Yorgunum da sanırım.. Bir kabuk bulup çekilsem hiç fena olmayacak da gel gör ki, bitmeyen işler, mesai saatleri, yetiştirilmesi gereken işler, okunması gereken ödevler, yapılması gereken alış verişler, aranması görüşülmesi gereken insanlar, vakit ayrılması gereken durumlar.. ve gün sadece yirmi dört saat. Biraz uyumak da lazım değil mi :) Velhasıl, kaçtıkça, dibine çekildiğim bir hayat.. Evet bu kuyu derin ve ipler de kısa.. Bu söz de kulağımda küpe misali..
Neyse şimdilik bu kadar hasbihal yeter sanırım. Biraz kendime dönme zamanı.. Okuyacağım kitapların listesini yapıp tekrar geleceğim..
Bekleyin beni :)

Ha.

Yoksun ya.. Sustum şimdi, Şiir şiir, Hece hece.. Gelme artık.. Gökyüzü uzunca bir süre, gece.. / Ha.


Yine. Yeni. Yeniden. Hiç Eskimeyen..


1 Mart 2015 Pazar

Gözündeki yaşı içine akanın, yarası kuruyup kabuk bağlamaz.. / Tarık Tufan

Fotoğraf: Ha.
Şimdi bulabildiğim tüm soru cümlelerini üst üste yığıp, bulabildiğim en merhametli cevabın dizlerine yaslamak istiyorum başımı. Bulabildiğim en müşfik cümlenin önünde bir an olsun düşünmeksizin iyiden iyiye bitik, yorgun vücudumu yere bırakmak istiyorum. Uzanmak ve hangi günahtan kalma olduğunu kestiremediğim acıların yorgunluğunu bir parça olsun üzerimden atmak istiyorum.
Hayatımın parçalarını nasıl bir araya getirebileceğim konusunda en küçük bir fikrim bile yok. Nerden başlamalı ki? Başı ve sonu iç içe geçmiş bir hikayede ortaya çıkacağı anı karıştırmış bir kahraman gibiyim. Nerede ortaya çıksam yanlış karedeyim..
Uyumalıyım.. Uzunca bir süre.. Sınırların, para birimlerinin, zaman ölçülerinin değiştiği çağlara dek.

Tarık Tufan

Kendine İnan..

Fotoğraf: Ha.
Sana yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağmurlu bir coğrafyada yaşadığımızı söyleyecekler. Gerçek olan senin mevsimindir oysa. O günün nasıl geçeceğini anlayabilmek için gökyüzüne bakman gerekmez, dönüp yüreğine bak. Yağmurlar ve güneş yüreğinden süzülür. Gerçek olan yüreğinin mevsimidir, senin mevsimindir. Her sabah uyandığında gözlerinden dünyaya saçılandır mevsim. Güneş senden doğar ve yağmur senin gözlerinden düşer yeryüzüne.
Sana atlaslar, haritalar gösterecekler. Adına sınır dedikleri bazı çizgilerle çevrildiğini göreceksin yaşadığın yerlerin. Bütün bunlar kurmaca. Gerçekte tüm yeryüzü Allah’ındır  ve  gerçekte yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar.

Tarık Tufan

Bana biraz bahar lazım. Biraz mavi. Biraz aydınlık. Biraz umut. Biraz şiir. Biraz düş. Biraz gülüş. Biraz sükunet. Biraz ben. Biraz yalnızlık. Biraz yolculuk. Çokça yağmur... Bana biraz yarın lazım.. / Ha


Yüzüm.. Sırrı dökülmüş bir aynanın kederidir taşıdığın; Unutulmuş, rutubetli odalarda.. / Ha.