27 Nisan 2015 Pazartesi

... çünkü en zayıf olduğum yerden sınanmış, en hassas olduğum yerden vurulmuşum. Hangi yanımdan yara alsam o yanımdan ağrımışım. Taşıyamam zannettiklerimi taşımış, taşırım zannettiklerimin altında kalmışım. İçimdeki ummanı önce sızdırmış sonra taşırmışım.. Anlamışım ki, dünya âlem perdesinde ben de gelip geçici, ben de bir gölgeymişim. 'Asıl' dan nasibim var, ama şimdilik suretmişim. Öyleyse hepsine de 'Amenna!' / Nazan Bekiroğlu


Bakarsın Üzgün Dönerim

















Kışı neden bu kadar çok sevdiğimi
Ve neden her şeyin bir sonla noktalandığını
Sorma,
Ben de bilmiyorum..
Anı olacak bir şeyim yok,
Her şeyin dünündeyim..

İçime işleyen acıyı size değil,
Bir suya bırakmayı öğrendim.
Dal olmaktan vazgeçeli çok oldu.
Bu yüzden ne bir ağacım var bana beden,
Ne de çiçek açacak benden..
.......
İnsan ölüyorsa acıdan ölüyor bir gün.
Kendine bir daha uğrayamadığından.
Koyduğu yerde duramayışından hayatın,
Hatanın dönüşsüz oluşundan.

Hiçbir aşk titremez sonsuza değin,
Bütünlüğünü yitirişinden ölür bir mum.
Ve insan,
Kanatlarından ayrılır bir gün..
......
İkiye bölünmüş bir bütün gibi yaşadım.
Bir yanım, öbür yanıma düşman.
Sağımda kızgın kumlar gezdirdim,
Solum üşüyor eski bir anıdan..
.......
Bir yerden aşağı,
Çok aşağı düştüm..
Zaman,
Solgun ve gri bir koridordu,
Orada çok üşüdüm..

Birhan Keskin

25 Nisan 2015 Cumartesi

12 Şairin 12 Şiirine İlham Olmuş Özel Kadınlar (3)













3. Turgut Uyar – Bir Bozuk Saattir Yüreğim Hep Sende Durur – Tomris Uyar (1941 – 2003)
Tomris Uyar, Turgut Uyar ile Cemal Süreya’dan ayrılmak üzereyken tanıştı. Turgut Uyar da eşinden ayrıldı ve evlendiler. Tomris Uyar “Bir ara ben onun dünyaya açılan penceresi olmaktan da öte bir şeydim. Bir parçası gibiydim. Ve kendimi bir parçası gibi hissettiğim için de sıkılıyordum tabii.” der. Aralarındaki ilişkiyi şöyle özetler: “Turgut, beni her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak, ben de hiçbir rekabetin olmadığı bir alanda boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.”

Bir Bozuk Saattir Yüreğim Hep Sende Durur

Senin için alışılmış şeyler söyleyemem sana yaraşmaz
Kış gecesi amcamızdır bahar yakından kardeşimiz
Alır başımı erzincan’a giderim seni düşünmek için
Dörtlükleri bozarım çünkü dağlar ne güne duruyor
Kıyılar ve eskimeyen her şey seni anlatmak için
Bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur
Ne var ki ıslanır gider coşkunluğum durmadan
Durmadan
Dağ biraz daha benden deniz her zaman senden
Hiçbir dileğimiz yok şimdilik tarihten coğrafyadan

Kimselere benzemesin isterim seni övdüğüm
Seni övdüğüm zaman
Güzel bir çingene yalnız başına dolaşmalı kırlarda
Seni övdüğüm zaman

Turgut Uyar

12 Şairin 12 Şiirine İlham Olmuş Özel Kadınlar (2)













2. Cemal Süreya – Sayım – Tomris Uyar (1941 – 2003)


Deneme ve öykü yazarı Tomris Uyar, gazeteci, şair Ülkü Tamer’le evliyken aşık oldu Cemal Süreya’ya. İkisi de evliydi boşandılar. Üç yıl birlikte yaşadılar. Tomris Uyar, “Beni bıraktı ama rahat edemedi. Ona göre bana sahip olunamazdı. Senden ayrıldığım anda senin hakkında, hikayen hakkında, sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim, benim ağzımdan kimse duymayacak” dedi ve doğrusu hiç yazmadı.

Sayım
Ayışığında oturduk
Bileğinden öptüm seni
Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni
Kapı aralığında öptüm
Soluğundan öptüm seni
Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni
Evime götürdüm yatağımda
Kasığından öptüm seni
Başka evlerde karşılaştık
İliğinden öptüm seni
En sonunda caddelere çıkardım
Kaynağından öptüm seni

Cemal Süreya


12 Şairin 12 Şiirine İlham Olmuş Özel Kadınlar (1)













1. Nazım Hikmet – Bir Ayrılış Hikayesi – Şükûfe Nihal Başar (1896 – 1973)
Şükûfe Nihal, Türkiye’nin hızla değiştiği yıllarda şiir, öykü, roman kaleme almış bir edebiyatçımızdır. 1920’li yıllarda Erenköy’de bahçelerde, köşklerde edebiyatçılar toplanır, sohbetler ederdi. İşte böyle bir günde Nazım Hikmet küçük bir kağıda “Ben sizin için çıldırıyorum, siz bana aldırış bile etmiyorsunuz.” yazdı ve Şükûfe Nihal’e verdi. Daha sonra, Nazım arkadaşlarına Bir Ayrılış Hikayesi’ni Şükûfe Nihal’e yazdığını söylemiştir. Şükûfe Nihal’e yalnız Nazım değil, Faruk Nafiz de aşk şiirleri yazmış.

Bir Ayrılış Hikayesi

Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum, ama nasıl?
Avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak
kırasıya, çıldırasıya…
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum, ama nasıl?
Kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz…
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım.
Dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam, karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık biliyorum:
Toprağın – yüzü güneşli bir ana gibi –
En son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim, saçlarım dolanmış ölmekte olan parmaklarına.
Başımı kurtarmam kabil değil!
Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak..
Sen yürümelisin, beni bırakarak…
Kadın sustu.
Sarıldılar.
Bir kitap düştü yere…
Kapandı bir pencere…
Ayrıldılar..
Nazım Hikmet Ran

23 Nisan 2015 Perşembe

Senin Korkularını, Benim İnceliğimi..

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
Ne kapanan kapılar,
Ne yıldız kayması gecede,
Ne ceplerde tren tarifesi,
Ne de turna katarı gökte.


İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken, duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı, hüznün arması ayrılık.

O küçük ölüm!

Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
“bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmış,
“Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı”,
Türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
“bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ” diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.
Şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
Bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında..

Ne mi yapacağım bundan sonra?

Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre,
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
Trafik polislerine adres sormayacağım,
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye..

Ne yapacağımı sanıyorsun ki?

Tenin tenime bu kadar sinmişken,
Ömrüm azala azala önümden akarken,
Gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
Bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.


Şükrü Erbaş

Bir Sabah Uyanmak..

Bir sabah ellerin cebinde çık evinden! 
Ceketin iskemleye asılı kalsın.
Bekleyedursun dostun
Kahvede.
İşe gitmekten de
Bugünlük vazgeç.
Öylece dolaş çiçek kokan sokaklarında güzel şehrinin.
Yeniden tat gökyüzünü,
Ağaçlara selâm ver!
Apartımanların halini sor!
Senden başkaları için değil bu güzel gün,
Mavi gök.


Sabahattin Kudret Aksal

Okulu Dışı..













Bakın şimdi şu sayacağım şeylerin okulu yok:

Gökyüzünde rastgele bir bulut parçası için körükörüne tutkunluğun,
Ağacın birine durup dururken abayı yakmanın,
Sigara içmekten, kibrit çakmaktan alacağınız keyfin,
Okulu yok.
Yaz geceleri cırcır böceklerini dinlemeyi bilmenin de okulu yok.
Okulu yok ekmeği, peyniri, domatesi küçümsememenin..
Sözün, sazın, oyanın, yazmanın halisini seçmenin.
Daha buna benzer nice nice şeyin okulu yok.
Ama dilerseniz hepsini öğrenebilirsiniz.
Biraz çaba,
Yeter..

Sabahattin Kudret AKSAL

22 Nisan 2015 Çarşamba

Sessiz..











Sessiz oturabilir miyiz seninle?

Aramızda yaprakların hışırtısından
Ve ceylanların hayata çıkışından
Başka bir şey olmasın..

Beni sessiz de sevebilir misin?
Yağmur almış toprağı
Ve üşüyen kainatı dinlerken..
Araya dünya sözleri karışmadan..

Biliyor musun,
Çekirgelerin,
Unutulmuş ülkelerin,
Kahrından kuruyan nehirlerin diliyle konuşabilirim seninle..
Duyabilirim seni, hiç konuşmadan..

Kalbinin atışlarını duyabilirim,
İçinde bir yaz gezmesine çıkan çocuğu
Ve dudağın en uzak sokağında biriken dilini hayatın,
Sökebilirim, öğrenebilirim;
Sözcükler, bağırtılar, klaksonlar ona karışmadan..

Ay sesiyle, gün sesiyle, gül sesiyle;
Tırmanırım kalbinin tepesine ve işte,
Zakkumların diliyle konuşabilirim seninle..
Rüzgarın ve acının bildiği dilde;
Acelesiz, hiç yarışmadan,
Sessiz oturabilir miyiz seninle?

Beni sessiz de sevebilir misin?..

Kemal Sayar


21 Nisan 2015 Salı

Sen Yokken..

Sen yokken, gittim korkularımın üstüne..
Hiç ardıma bakmadım.
Gümüş şiirler yazdım sen yokken..
Çok yangın çıktı yüreğimde, küllerini bile savurmadım..
Irak denizlerin fırtınasıydım, uzak iklimlerin sert rüzgarları..
Kulaçlarken denizinde gurbeti,
Kanlı savaşlarım,
Belalı sevdalarım olmadı hiç..
Ama hep sustum, hep ağladım, hep yandım sen yokken.
Bekliyorum dönüşünü yeniden.
Bir gelsen,
Hayatın önünden alsan beni.
Bir gelsen,
Sellerin önünden alsan beni.
Bir gelsen,
Ölümlü düşlerimden alsan beni.
Çok durdum güneşe karşı bir başıma,
Savruldum rüzgarlarında sensizlik denizinin..
Sen yokken,
Az dolaşmadım gönlümün kuytularında..
Üşüyen karanfilim şimdi, buruşuk parmaklarda.
Bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında,
Zifirlerinde sadece ben üşürdüm.
Hiç aldırmadım esen rüzgara.
Hiç dinlenmiş bir yürekle çıkmadım ortaya.
Yine de hiç yıkılmadım giden trenlerin ardından..
Ama bütün yangınlar beni yaktı önce.
Hep ortasında kaldım vurgunların..
Vurgun nedir ki? Deme;
Bir babanın serzenişi nasılsa öyle..
Bayrakları indirilmiş, bozguna uğramış bir hisardım sen yokken.
Hep sustum, hep yandım, hep ağladım sen yokken.
Bir gelsen,
Yangınlardan alsan beni.
Bir gelsen,
Dünyalarımdan alsan beni.
Bir gelsen,
Şafaksız gecelerden alsan beni.
Ama ne zaman gelsen,
Akşam kızılı gözlerimle bulacaksın beni.

Cahit Külebi

Sözleri tekrarlayarak yok eden çocuk gibiyim.. Acı çekmeyi öğrendiğimde, ismimi de öğrendim.. / Didem Madak


20 Nisan 2015 Pazartesi

Sus Kalbim..

Kalbim, diyorum, kalbim..
Unutulmuş bir 'sus bahçesi..'
Terk edilmiş..
Kuşlar tünemiş yalnızlığına..
Issızlığıyla kalakalmış bir başına..
Ah, kalbim!
Kırılmışlığım..
Dağılmışlığım..
İncinmişliğim..
Kalbim benim;
Kimsesizliğim..
Eksiksin bu dünyada hep;
Hep, yarım..
Yamalı kalbim..
Sen ki, bir yolcu umar durusun yutkunmalarına..
Bir can yoldaşı, susmalarına..
Oysa bilirsin, yoktur artık sığınacak bir liman sana..
Sen, bu fırtınada, kıyametin ortasında, kendi kabuğunda....
Kalbim, esriklğim; dizelere dökülmemiş şiirim..

Ha.

16 Nisan 2015 Perşembe

Yalnızlık, yumuşak, ipeksi bir eldir, ama güçlü parmaklarıyla yüreği kavrar ve kedere boğar. Yalnızlık, ruh yüceliğinin yoldaşı olduğu kadar kederin de dostudur.. / Halil Cibran


Hititlerin Duası

Tanrım,
Beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir...
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele...
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver .
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol...
Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret...
Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki, yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim...
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır...
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.
Ve hepsinden önemlisi...
Tanrım,
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ve
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver...

HiTiTLERiN M.Ö.2000 YILINDAKİ DUVAR YAZISINDAN ALINMIŞTIR

11 Nisan 2015 Cumartesi

Haruki Murakami

Artık özgür olduğumu düşünüyordum. Gözlerimi kapatıp yalnızca ne kadar özgür olduğumu düşündüm. Oysa özgür olmanın ne anlam ifade ettiğini, henüz tam olarak anlayabilmiş değildim. Anlayabildiğim tek şey, artık yalnız olduğumdu. Yalnız ve bilmediğim bir yerde. Pusulasını ve haritasını kaybetmiş bir gezgin gibi. Özgür olmanın anlamı bu muydu acaba? / Haruki Murakami - Sahilde Kafka

9 Nisan 2015 Perşembe

Issızlığın Ortasında..

Bir suskunluğun kıyılarına çarpıp duruyorum nicedir.. Alıp başını gidiyor sorular, cevaplardan ötelere. Çok ötelere..
Amatör bir yazarın, yarım yamalak cümlelerine konu olmuş bir kahraman gibiyim.. Ya vaktinden önce rol alıyorum ve hep eksik kalıyorum; ki, ben bakış açımı yüklenmeden daha, herkes yerini kapmış oluyor oyunda.. Ya da zamanında bitiremiyorum rolümü ki, herkes dağılıyor, iniyor perde, oysa ben hala sahnede, döküklerimi toplamakta..
Hiçbir yere ait olamamışlık hissi bu, belki de. Hiç kimseye.. Hep eğreti bir duruş, hep yarım kalış..
Yanlış durak bu kadar mı çok olur hayatta? Yoksa ben mi yanılgıların duraklarını ezberlerime kattım nicedir? Bir cevapsız soru daha...
Her halü karda, yolcular iniyor trenlerden, yolcular uğurlanıyor uzak şehirlere.. Trenler gelip geçiyor hızlı hızlı.. Ben hep istasyon bekçisiyle bir arada. Onun komutuyla irkilip birinin daha yol aldığını anlıyorum, bilinmez diyarlara..
Trende olmak gibi bir düşüm olmadı hiç benim.. Bir yolcu istedim sadece yalnızlığıma.. Biri gelsin ve gitmesin, istedim.. Oysa herkes hayattan yana.. Durağan olanı kimse önemsemiyor.. Hadi yaşayalım çabuk çabuk, zaman geçiyor..
Bir dinginlik. Bir huzur. Bir sevgi.. Hızlı yaşamın içinde ne de hızlı tüketiliyor..
İzliyorum sadece.
Bakmakla görmenin ayrımında. İzliyorum...
Bir yolcu yok artık bana. Biliyorum.
Ben bu istasyonun kalabalık, ama yalnız insanları arasında, en çok da kendi yalnızlığımı izliyorum...

Ha.

6 Nisan 2015 Pazartesi

İnsan, Sakladıklarıyla İnsandır / Tarık Tufan

Yaşananlara dair söylenmesi gereken çok şey var aslında.
Bütün bir geceyi uykusuz geçirmene sebep olan şeyleri bir nefeste anlatmak kolay değildir.
O kadar çok şey biriktiriyor ki insan!
Kimsenin karşılığında bir şey söylemesi de gerekmiyor. Oturup uzun uzun anlatmak, ne varsa söylemek yetiyor çok zaman. Karşındaki bir şey sormasa. Yargılamadan, yüzünü ekşitmeden, saate çaktırmadan bakmaya uğraşmadan, dudak bükmeden dinleyiverse, anlatacak o kadar çok şey var ki…
Şimdi kalkıp da seni seviyorum desem.
Söyleyemem ki…
Bunu kendime bile söylemeye cesaret edemedim ben. Bunu içimde hissettiğim ilk andan itibaren içimde saklıyorum.
Münkesif bir kalbin iç burkan acziyetini kimselere söyleyememek de başka bir acı veriyor insana. Oysa karşıma çıkan her insana ilk olarak ve sadece bundan söz etmek istiyorum.
Tutuyorum kendimi, saklıyorum.
Seni saklıyorum, parmaklarını ellerini saklıyorum, gülümserken kıvrılan dudaklarını saklıyorum, hoşçakallarını saklıyorum, bembeyaz yüzüne bir anda dolan şaşkınlıklarını saklıyorum. Sırf bu yüzden kalbim bir gün paramparça olacak…
Öfkelerimi saklıyorum.
Kudüs sokaklarından kalma öfkelerim var. Bir kadının tülbentine dizi dizi işleyip de, kimsenin yüzüne söyleyemediği öfkeleri gibi.
Aşkı ve öfkeyi söyleyemediğinde insanın konuşmaya dair hevesleri de bir bir yok oluyor.
Susuyorsun.
Tarık Tufan

Nisan Yüzlü Sevgilim / Tarık Tufan

Sana söyleyecek bir şeyim kalmadı. Artık hiçbir cümleyi tamamlayacak gücüm yok. Belki utanç, belki yılgınlık bütün kelimelerimi alıp götürüyor.
..........

Nisan saldırıyor üzerime sevgilim. Nisan çalıyor bütün sözcüklerimi. Yüzümde parlayan güneş bir anda kaçıp, yaşlar boşalıyor gözlerimden. Ben nisan şaşkınlığında yitiriyorum öykünün geri kalan kısmını.
Nasıl bitiyordu? – İyiler nereye gittiler?
Kadınlar ve çocuklar nasıl kurtulacaklar?
Bir yağmur böylesine nasıl savurabilir bir insanı? Yağmur değil sevgilim, gözlerinden aktığımdan bu yana darmadağın üstüm başım.
Nisan yığılıyor üzerime sevgilim.
Ansızın yağan bir yağmurun, avuçlarından düşen ölü kuşları topluyorum, sokak aralarında. Hiç bu kadar kimsesiz olmamıştım. Hiç bu kadar sensizlik akmamıştı damarlarımda. Böylesi bir yoksulluğa düşüşüm ilk kez.
Buralardan git istersen nisan yüzlü sevgilim. İstersen buralardan git. Sana söyleyebilecek hiçbir şeyim kalmadı. Kaçamak sözlerle gizliyorum utancımı. Kimsesizliğimi kalabalık cümlelerde saklıyorum.
Sana gözlerimde izi kalan son hayallerini vereceğim.
Sana parmak uçlarımda kalan son duamı vereceğim.
Sana kirpiklerimde takılı son bakışlarını vereceğim.
İstersen artık git ve ben bir nisan gecesinin acımasızlığında, asla baştan sona söyleyemediğim bir dağ türküsünün sözlerine bırakayım kendimi.
Konuşmak yaralarımı acıtıyor. Konuşmak bir ip gibi boynuma dolanıyor. Dilim dolanıyor bu sıralar. Sana söyleyebilecek bir şeyim kalmadı.
Aylardan nisan.
Dışarıda deli gibi bir yağmur, hazırlıksız yakalıyor herkesi.
Beklenmedik bir rüzgar sürüklüyor ne varsa önünde.
Ben bir rüzgarda sürükleniyorum.
Konuşmak yoruyor.
Dışarıda yağmur var ve gitmek için iyi bir gün.
Yağmur var ve her şeyi gizlemek için İyi bir gün.
Nisan üzerime yığılıyor sevgilim.
Ben…
Veda etmeye çalışıyorum…
Hepsi bu…
Tarık Tufan

Önce anılarımız ihanet eder bize, teker teker bırakıp giderler. Her ihanet bir terk ediştir çünkü. Üstelik kendisi olarak kalacağını ne kadar vaad ederse etsin, ne dönen aynı kalır, ne bekleyen. Öyleyse her gidiş bir ihanettir, her ihanet bir gidiş.. / Nazan Bekiroğlu


Ama hep yalnızdım..

Sonra içime ve hatta dışıma kapandım. Küsmek gibi bir şey. Bir çeşit gölge fesleğeni. Bir çeşit olmayan hayat. Zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim. Epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu..
Bir yığın insan tanıdım. Ama hep yalnızdım..
Didem Madak

Çokça kalabalıklar içinde, çokça tenhalıklarımla baş edebilmek için.. / Nazan Bekiroğlu

Çekilip sonra kabuğuna küskünlüğün,
Kendime düşlerden sığınaklar kuruyorum;
Kırık dökük izleriyle hayatın,
Usul, sesli, içe değen, incecik..
Bir şarkı büyütüyorum, ömrüme benzeyen;
Sabah kadar uçuk, akşam kadar acı,
Rengi dört mevsimin uyumsuz karışımı,
Acemi bir şarkı…
Umuda ve gerçeğe böyle katlanıyorum..

Şükrü ERBAŞ

3 Nisan 2015 Cuma

Yüz yılların kıyısına vuran bir tarihin kokusu sinmiş üzerimize, bin yılları solumuş bir yalnızlık.. Kavimler Göçü'nden kalma, hoyrat bir kalabalığın tam ortası.. Ben, suskun.. Sen, uzak.. / Ha.


Sevgili(m) Yalnızlığım! -4

Her sayfası kederle kararan bir hüzün defterine döner günler ve her sabah 'merhaba hüzün', 'merhaba yalnızlık' diyerek başlarsın hayata ..
Ama hayat bağışlamayacaktır seni..
Unutma. / Ahmet Telli
Mutluluğun mezarları, yalnızlığın heykeli var; her ikisinin de saksılarında çiçek…
Biri hep başka bir renkle solar, öbürüyse ha açtı, ha açmayacak.. / Özdemir Asaf
Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir? Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de! / Friedrich Nietzsche
Yalnızlığın sesinden bir resim yaptım, karanlık kalabalıklardan süzdüm ışığını.. / Şükrü Erbaş

2 Nisan 2015 Perşembe

Geceye.. Sükuta Batmış Kelimelere..


Uzun bir zamanın sonunda. Bir çıkmazın başında. Yine, yeniden sana..
Hiç bitmeyen kalp ağrısı değilsin artık..
Acısın. Sızısın.
Ama aşk değilsin.
Aşkla yandığım değilsin..
Ruhuma soluduğum o ılık hayat değilsin.
Başlangıcımdın.
Sonum değilsin.
Ben.
Dokunduğu her yeri darmadağın eden.
Ben.
Senin dağıttıklarını hala toplayamayan..
Sen.
Hataların en ilki.
İnsan bir kez hata yapar hayatı boyunca. Diğer hatalar tamamen ilkinin bir süreği.
Sen.
İlk hatam.

Senden evveli yok.

Senden sonrası hep yara.
Açtığın yaranın üzerine, kapanmayan milyon yara.
Sen, sebeplerin sebebi.
Sen.
Gökle benim aramda, bir 'ah' uzaklığında, her beş vaktin ardında..
Sen.
Kuruttuğun gözyaşımda.
Sen.
Bütün çıkmazlarımda.
Sen.
Evrenlerce uzağımda.
Sen.
Bütün yıkıntılarımda.
Sen.
Yanlış adımlarımda.
Söylemiştim.
Tekrar söylüyorum.
Hep söyleyeceğim.
Ne gecen huzurlu, ne günün aydın olsun.
Benim canım yandıkça, senin canın 'sağ' olsun...

Ha.


1 Nisan 2015 Çarşamba

Keşke / Nazan Bekiroğlu

Şu günlerde içinde bir cümle dönüp duruyor senin.
Mümkün olsa da geri dönsem, diyorsun.
Peki ama nereye?
Hayatının en huzurlu bildiğin, büyük hataları henüz yapmadığın bir vaktine. Durgun bir denizin kıyısındaki o servi ağaçlarının altına meselâ. Kurumuş iğne yaprakların yaz sonu kokusuna. Mavi mine çiçeklerinin buğusunda mest, papatyalı bir toprakta kapandığın o secdeye. Gülü ne yapacağını henüz bilmediğin, en nihayetinde bir güle dönüşülebileceğini akıl ettiğin o bahara. Boynunda inci bir kolye, başının üzerinde yıldızların döndüğü o mutluluk zamanına. Henüz cennetten kovulmamış, ilk günaha bulaşmamış, yasak meyveye uzanmamış.
Haklısın. Keşke. Hem biliyor olmalısın bu, sadece senin değil bir yaşamışlığı yaşanmışlığı olan her insanın dileği. Hiç olmazsa, ömrü boyunca bir kez olsun keşke demişlerin.
Mümkün olsa da geri dönsek. O yol ayrımlarına. Bir adım atsak kendimizi uçurumun dibinde bulacağımız o keskin dönemeçlere. Uçurumun uçurum olduğunu henüz görmediğimiz, şeytanı melek, yangını bereket zannettiğimiz o zamanların başına. Bizi alıp da selâmetle götürecek kervanın, bağlarını sıkı sıkıya bağladığımız bugünkü değil de, yarınki olduğunu seçebileceğimiz bir uzgörü devranına. Keşke.
Bugünden baktığımızda hata olarak gördüğümüz seçimleri geri dönebilsek yine yapar mıydık? Zamanın, bir cürüm olduğunu ayan beyan gösterdiği yollara sapar mıydık? Buna ihtimal vermiyorsun sen. Çünkü bugünkü tecrübelerle döneceğiz ya o zamanlara. Bilmek haliyle, bilmek anına.
Geri dönebilseydin? Bin bir türlü ihtimalin mümkünü yeni yol ayrımlarında bulacaktın kendini. Bambaşka yollara sapacaktın. Hiçbirinin yaşanmışlığı tecrübe edilmiş değil. Ve ki değişen bir şey olmayacaktı ihtimal. Bizim için şimdi bütünüyle meçhul o yola saptıktan sonra ve kendimizi bir yirmi yıl sonrasında bulduğumuzda bu kez yeniden keşke demeyecek miydik? İçimizde, sapmadığımız yolun acısı. Denenmemiş yolun özlemiyle, keşke diyecektik, keşke öbür yola sapsaydık.
Demem o ki geri dönmek, diyorsun. Kirliliği giderek tescillenen bir dünyada, altında durduğun incir ağacı yeniden yaprak verse. Tamam, keşke. Ama her yol, sapılmamış olanın hatırasını kazıyor ruha. Matriks’in sonu yok hâsılı. Bu dünya böyle bir yer işte. Hangi yola sapsak aklımızın diğerinde kalması kaçınılmaz. Seçilen her yol seçilmeyene ilişkin bir feda ediş içermek mecburiyetinde.
Her insan kendine güven kadar sermayesi olsun ister. Ancak kendi dışında cereyan eden büyük bir iradenin varlığına teslim olmak insanı çıldırmanın eşiğinden geri çekebilecek yegâne kuvvet. Ne gelirse gökten geliyor, diyebilmek. Yaşamın bize sunduğu en büyük ödül bu. Kader işte.
Tutunulabilecek tek ünlem, keşke’lerden çıkarabileceğimiz tek ders, iyi ki. Sen ki ömrü keşke’lerle dolu birisin. İyi ki dediğin her şey o keşke’lerden ders çıkarmak olmasaydı, şükür bu kadarını başarabilmeseydin, geri dönmeyi bu kadar kuvvetle ister miydin?
İsteme!
Belki her şey bir şey içindir. Bunca yaşanmışlık bir tek yaşamak içindir.
Bunu, yaşamamış olanlar bilmez.
Yaşadıklarının altında ezilmeyenler, sonra o ezilmişliği açık kalplilikle itiraf etmeyenler. Bir duvarın üzerinde gölge üstüne gölge büyütmeyenler.
Ne çizdi ne boyadıysa, ne sildi ne yazdıysa yine de içte tam boşalmayan bir yerin kaldığını ve onun da ne kadar dolsa da dolmayan bir yerle aynı anlama geldiğini fark etmeyenler. Dünya yorgunluğunu tadıp da “Ne yapalım, bu dünyadan nasibimiz demek ki bu kadarmış” diyemeyenler. Elması elmas keser, taşı yine taş parlatır, bilmeyenler.

Nazan Bekiroğlu