18 Ağustos 2016 Perşembe

"Neler Anlatır, Neler; Kısa Hikayeler.."



“Hüzün daha ağırbaşlı bir şey ve elbette, daha hayata dair..

Daha hikmet dolu bir genişlik, hatta geniş zaman kiplerine yayılmış bir merhale.. Hüzün, yüksek insanların işi. Yukarılarda, dingin geniş bir yayla..”

“Yorulmuştuk hayattan. Kayıtsızca birbirimizde uyuyuvermekti dileğimiz sanırım. Rüyalarım vardı. Ve rüyaların. Anlatmak istiyorduk birbirimize. Kimseye itiraf edemediğimiz uçurtmalar biriktirmiştik içimizde. Birbirimizin göğü olacaktık. Birbirimizin göğünde uçmaktı dileğimiz. Sanırım ikimizin de aradığı kayıp bir çocukluktu.
Bilmiyorum…
Bildiğim şey; yazı yazmaktan başka akranım yoktu ve gurbetteydim.
Aşk, akranını bulamamış bir çocukluktur.. Hayatı teğet geçer bu yüzden..”

“Sana bir şey söyleyeyim mi? Ancak korkaklar yazı yazar, bir de geç kalanlar.. Oyuna alınmayan çocukların işidir yazmak..”

“Her aşk bir sunak arar kendine. Aşka bu yüzden kan kırmızısıdır yaraşan. Şayet yazmak olmasaydı, nerde kurban ederdik kendimizi?”

“Dünyayı sevemedim ben, o da beni. Şunun şurasında ne kaldı, Allah’a döneceğiz zaten…”

“Sen kanat takıp balkonumdan uçtuğundan beri, Kız Kulesi’nde oturuyorum. Aynı anda hem kalabalık hem de çok yalnız. Yarım kalmış, eski ve uzun bir hikayesin benim için..”

“Beklediğimiz bir şeyi, beklemiyor gibi davranmanın adını, büyümek koymuşuz..”

“Anlaşılan büyükannem Hıdrellez çömleğine benim yüzüğümü koymayı unutmuş. Baksana, hiçbir aşk sözü uymuyor bana. Karşılıksız aşk da bir teğet değil mi zaten?”

“Bir şey kaderse şayet, ona belki kırılırsınız; ama asla kızamazsınız..”

Balık ve Tango / Sibel Eraslan – Dergah Yayınları (Hikaye)

15 Ağustos 2016 Pazartesi

"İyi Haber: Hiçbir Şey Sonsuza Dek Sürmez.."


Küçük bir çocukken, yastığımın altına sakladığım gözyaşlarımın arasında, büyüyeceğim zamanların umudunu biriktirirdim; annemin, kara yazgısını benim bahtıma görünmez bir iğneyle teyellediğinden habersizce…
Günler günlere karışıp da hayat, hep korktuğum, ama her daim beklediklerimle yüz yüze getirince beni, değişmeyen gidişatın tokadı çarpınca suratıma an be an, gözyaşlarım yastıklara sığmaz oldu.
Karıştım kalabalıklara, caddelere, bulvarlara.. İnsanlara…
Sonra, kimsenin hüznümü fark etmediğini gördüm.. Herkes kendi derdinin kölesi, herkes yitirmiş bir şeyleri… Gözyaşlarımı gizlemeye gerek duymadan yaşamayı öğrendim.. Zaten kimsenin aldırdığı yoktu buna…
Ne kimseye sorulacak bir sorum vardı ne de kimseyle görülecek hesabım… Herkesin payına düşen kadardı hayat ne de olsa..
Yürüdüğüm yollar, beklediğim duraklar, yanlış “U” dönüşleri, kaçırdığım fırsatlar… Bir bozuk plak gibi yerinde sayan ve saydıkça ömrümden alan yıllar…
Kimsenin kimsesi olamamak.. Kimsesiz olmak..
“Sana bir iyi bir kötü bir haberim var, dedi meczup:
İyi haber; hiçbir şey sonsuza dek sürmez.
Kötü haber, hiçbir şey sonsuza dek sürmez.”
Şimdilerde tutunduğum en güzel cümle:
“İyi haber, hiçbir şey sonsuza dek sürmez…”
Bir ömürlük hüzün, yüreğimden hatıra kalsın geceye…

Ha.

5 Ağustos 2016 Cuma

Günün Sıcağından Yorgun Düşen Yüreğime İthafımdır: "Keşke her yorgunluk sıcak gibi olsa..."



 

BEKLEMEK ÇÜRÜTÜR..

Direngen bir umut filizlenir ilkin;
Her adımda ulaşacağına inandığın ufuk çizgisinin başlangıcında.
Yollar yıllara, yıllar uzaklığa karışır karışır da bitmez bir türlü..
Parlaklığını yitirir gök. Ay, sisler ardına gizlenir. Emeklemeyi çok gerilerde bırakır bebek. Paslanmaya durur demir. Yosun tutar havuz. Meyveden kesilir ağaç. Toprak doymaz ölüme.
İçten içe bir kurt kemirir ulu gövdesini çınarın. At kestaneleri kalır karlar altında. Soluğu kesilmiştir yaşamın.
Durur zaman.
Durur yer.
Durur su.
Bilmediklerin, sırtını dönerken; ihanetine uğrarsın bildiklerinin.
Yan yana gelemeyecek denli uzak iki kelimede, susar bütün cümleler…
Pencere önleri yitirir anlamını.
Sokaklar, caddeler yitirir…
Sığmadığın odalar, daraltır ruhunu.
Üç adım ileri. Beş adım geri. Yiter dünya…
Kuyudan çıkaramaz artık seni hiçbir problem.
Çürümek böyle başlar. Böyle yayılır varlığına..
Sükuta batırıp mürekkebini, ağırlığınca kırgınlık dağıtırsın hiç dinmeyen yorgunluğuna..
Çürütür beklemek.
Azar azar.
Sinsi sinsi.
Yavaş yavaş.
Kabuklarını kaldırırsın yaranın.
Kanar.
Her defasında bir daha..
Bir kez daha…
Bir kez….
Sararmış fotoğraflarda kalır yüzün -kalır mı gerçekten?- bir anı olamayacak kadar uzak geleceğe
Düşer gözlerin önüne.
Hayat, der geçiştirirsin bütün ıskaladıklarını..
Beklemek içten içe çürütürken gövdeni, sırra kadem bir rüyada eprimiş yorgan misali, sarılıp yalnızlığına dalarsın o sonsuz uykuya…

Ha.