27 Ağustos 2017 Pazar

... ve mutsuz sonla biter masal.

Küçüktüm...
Dünyanın saklambaç oyunundan iberet olduğunu sandığım zamanlardı, hızla geçen zamanla birlikte saklanacak hiçbir yer olmadığını anlamaycak kadar küçüktüm.. Yedi kulelere isabet eden topun, tüm hayatı ıskalayacağını hiç bilmiyordum. En fazla okul yolunda bir arkadaşı beklemekti tüm telaşım, beklemenin acıtacak boyutlarının olduğundan habersizce..
Küçüktüm...
Büyüktü balkonları evlerin. Sokaklar, kaybolacak kadar.. İnsan büyüdükçe mekanların küçüleceği, daralmış bir dünyada yüreğimin daralacağı aklımın ucundan bile geçmezdi..
Biriktirilemeyecek kadar az ama dünyaları satın alacak kadar çoktu param ki, dünylar, bir çikolata, bir kitap, bir gazoz.. Ve o gazoz kapağının ardında sayısız dünya, oyun adına..
Küçüktüm...
Bezden bebeklerin gözleri düğmedendi. En fazla çamur kirletirdi ellerimi, insan yüreğindeki karanlığın bilgisine ermediğim dönemlerde. Sokaklar oyun, evler harman yeri, çocukluk bayramdı..
Kovaladığım düşlerle büyürken, adını büyümek koyarken tüm kaybedilenlerin, her masalın mutlu sonla bitmediğini öğrendim..
Büyüdüm...
Kusursuz bütünlüğünü keşfettim insanın; hüznün yanında umudun, mutluluğun içinde kaybetmenin iç içe geçmiş bir zincirin halkaları olduğunu..
Büyüdüm...
Ölümün soğuk nefesini hissettim ellerimde, gözlerimde, en derinimde.. Ağlamanın birçok acıyı dindirmediğini, ağlamak için gözyaşı dökmek gerekmediğini, bildim... Her bilmenin ayrı bir sancıyı da beraberinde getirdiğini, her sancının güzelliklere gebe olmadığını bildiğim gibi..
Rapunzel, kesti saçlarını.
Hansel ile Gratel'in ekmek kırıntılarını kuşlar yiyip bitirdi.
Yüz Yıl Uyuyan Güzel, sonsuza dek yumdu gözlerini.
Pamuk Prenses, Yedi Cüceleri asla bulamadı.
Pinokyo, tahta olarak kalmaya mahkum edildi.
Heidi, soğuk bir apartman dairesinde dedesine hasret, veda etti hayata.
Kül Kedisi, küllerin arasında, hiç giyemeyeceği elbiselerin hayaliyle izledi tüm yaşamını.
Kırmızı Başlıklı Kız, kaybolduğu ormandan bir daha dönmedi.
Bana hep yalan söylediler.
Hep yalan söylediler bana.
Hiçbir masal mutlu sonla bitmedi..

Ha.

22 Ocak 2017 Pazar

"Geceleri Yağmura Nispet Olan O Gözyaşları, Dindi.."

Sesin..
Nerde sesin?
İncecik bir su gibi dökülürdü geceden..
Ağardı karanlıklar, yokluğun üzerine..
Bir mısra, bir mısra daha..
Silinirdi kuraklık, tüm düşüncelerden..
Dudaklarımda esrik bir gülümseme; dinlenirdim sesinde..

Yüzün..
Nerde yüzün?
Bir uzak yağmur çağrışımı..
Eylül sonrası.
Dingin bir deniz hatırası..
Mavinin saklısı..
Dağılırdı kederler, yüzümün atlasında..

Gözlerin..
Nerde gözlerin?
Anne sıcaklığı.
Buram buram tütmesi bir tas çorbanın..
Bakışların değdiğinde bakışlarıma..
Yüreğimden havalanması kuşların..

Yılların tozunu savuruyor rüzgar..
Anılar dağılıyor..
Eksik gülümsemelerle devam ediyor hayat..
Kederler yol alıyor yüzümün çizgilerinde..
'Bir varmış..' diye başlayan masallar; 'Hiç yokmuş.' diye bitiyor..
Sesin, yüzün, gözlerin,
Karışıyor yağmura..
Yağmur, boşluğa..

Ha.

Gün doğmadan neler doğar dediler; gün doğdu, güneş doğdu, neler doğmadı.. / Nazım Hikmet Ran


Ben, üzerinden geçen ufacık bir dalgayı tufan zanneden bir kaşık su. Benim acım dindiyse dinmeyecek acı yoktur.. / Nazan Bekiroğlu


21 Ocak 2017 Cumartesi

.... ve yine uzunca bir zaman olmuş, geceye bir şarkı armağan etmeyeli...


Yitik..

Ne çok zaman olmuş, kuşların sesine eşlik etmemişim seherede..
İki damla mürekkep akmamış, siyah kalemimden ak kağıdın yüreğine.
Çılgın kalabalıktan uzak, bir şiir bir çay ısmarlamamışım kendime..
Tasasız koymamışım, gövdeme ağır gelen başımı yastığın serinleten yüzüne..
Uzun zaman olmuş, uzun zamandır olmayanları düşünmemişim, gecenin bir vaktinde..
Gece ki, yegane sırdaştır yüreğime..


Ha.